Ben
Ben bir gürcü kızıyım. Doğu Karadeniz’in, dağ köylerinden. Gürcü olmak nedir, gelenekleri nelerdir, pek bilmem. 96 harbinde göç edilmiş derler Rusya’dan ama hangi bölgesinden olduğunu bile bilmem. Köy adlarımız farklıdır ama. Vardelya, goraşet, samsgar, norgiyal. Köylerimizin yüksek kesimlerinde çok sayıda kilise vardır. Kimler kullanmış, benim atalarım mı? Benim atalarımdan önce yaşayanlar olmalı. Bizlerde Hıristiyan yok. Belki de Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçtik, hiç bir bilgim yok. Ne kadar meraksızım.
Ben köyümde büyümedim. Babam, babası tokat atınca 16 yaşında terk etmiş köyünü. Yakındaki bir kasabada iş bulmuş, orada çalışmış. Almanya’da Türk, Türkiye’de Almancı olanlar gibi yaşadım bende. Oralı olmak deyimini yapıştıramam tam olarak üzerime hiçbir yer için. Yaşadığımız yerde yabancı olduğumuz için dışlanırdık. Oralı değildik. Köyümüzle de pek irtibatımız yoktu, oralı da değildik. İki arada bir derede. 14 yaşında yine yakın olan bir ilçeye taşındığımızda ise, ‘Yukarılı’ İdik. Aşağılı olmaktı matah olan.
Neyse, uzatmayım, lise yıllarım boyunca en iyi arkadaşım olan Nur, geçen gün bana bir şarkı gönderdi. Kendisi Laz, Lazca bir şarkı gönderdi. Anneye seslenişmiş anlamı, duygulu bir şarkı. Nur’la ilişiğimizi pek koparmadık geçen yıllar süresince. O’nun bir oğlu, bir kızı var, verici bir anne, benim gibi. Benzerliğimizi hissetmişiz, çekilmişiz birbirimize çocuk yaşımızda. Kardeşim gibidir benim için. Evlerinde kalmıştım birkaç kez lise yıllarında. Birlikte uyumuştuk Nur’la. Nelerden konuşmuştuk kim bilir gece boyunca. Annesi Ayşe teyze, kızına harçlık verirken beni kızından ayrı tutmaz, bana da harçlık verirdi. Nur içinde yatsın. Abisi, Abisinin karısı Gül abla, iki küçük yeğeni, annesi, babası ve Nur birlikte yaşıyorlardı. Beni de içlerine aldılar, kızları gibi, Nur gibi sevdiler.
Nur’un bana gönderdiği şarkıyı ben de paylaştım. Amerika’daki arkadaşım Aysel, ‘Bu şarkı Lazca mı? Diye sordu. Evet diye cevapladım. Aysel’le üniversite yıllarından, öğrenci yurdundan arkadaşız. Derslerimizle ve hayatla ilgili içinden çıkılmazlıklar yaklaştırmıştı bizi birbirimize. Tarih bölümünde okuyordu. Bense önce gazetecilik, sonra tiyatro okudum. Yanlış anlaşılmasın, gazeteciliği bitirmedim. Ama iki yıl devam ettim, devam etmek denirse.
O okulun sınıflarından çok kantininde vakit geçirmiştim. 2. yılımda bir gün tam kantine inerken alttan aldığım toplumbilim dersinden sınav olduğunu söylediler, girdim. 5 soru var, birini yanıtlamak yeterli. İlk 4 soruyla ilgili hiçbir fikrim yok, ama 5. soru tanıdık geldi, cevapladım. Soru, ‘sınıfınızdaki arkadaşlarınızı sosyolojik açıdan tanımlayın’ gibi bir şeydi. Derslere girmiyordum ama arkadaşlarımı kantinden çok iyi tanıyordum. 85 ya da 95 gibi bir not aldım. Diğer bütün derslerim 5,10,15 olduğu için herkes çok şaşırdı. Hangi soruyu cevapladığımı nereden bilecekler?:)
Çok sevdik birbirimizi Aysel’le kaynaştık. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi. Zaten öğrenci yurdundaki arkadaşlıklar bambaşkaydı o zaman. Şimdi bilemem. Ayrıldı yollarımız, o Amerika’ya gitti. Son 14 yıldır görüşememiştik, buluştuk facebook sayesinde, 3 ay önce. Hep üzülürdüm ‘Dünya gözüyle O’nu bir daha görebilecek miyim?’ diye. Şükürler olsun. İki kızı olmuş bu süreçte. Bana sürpriz oldu. Önceleri çalışmış, şimdi kızlarını büyütüyor. O bir Çerkez kızı. Eskişehir’in Afyon’a yakın bir köyünden. O yıllarda köylerine, evlerine de gitmiş, onlarda kalmıştım, bir kaç kez. Düğünlerini, geleneklerini gördüm, tanıdım. Düğünlerinde bir Çerkez delikanlıya âşık bile oldum. Hani şu unutamadığım.
Paylaştığım şarkıyı canım arkadaşım İlke beğendiğini iletmiş. Onunla da okul ve yurt arkadaşıyız. O da tiyatro okuyordu benim gibi. Tiyatroculuk yapıyor. Bir kaç yaş büyüğüm ya ondan, ablalık yapmıştım kendimce o zamanlar. O da beni ablası bilmişti zaten. Artık arkadaşız, yaşıtız. Ne çılgın günlerdi. Ruh çağırma seansları, in, cin, peri masalları. Onunla en az 20 yıllık bir boşluk var aramızda. Son bir yıldır kavuştuk birbirimize. İki oğlu olmuş, koca koca delikanlılar. Arnavut’muş, o zamanlar belki biliyordum, belki bilmiyordum. İstanbul’dan gelmişti.
Hatice, yurt arkadaşım. Yunanca bölümündeydi. Şimdi memur. Onunla hiç kopmadı ilişiğimiz. En iyi niyetli arkadaşım. İkiz kızları var. Çorumlu. Alevi. O parasız günlerimde nasıl da yerdik annesi Cemile Teyze’nin sık sık gönderdiği yaprak dolmalarını. Ellerin dert görmesin Cemile teyze. Çorum Ankara’ya yakın. Evlerine gittiğimde de aynı şekilde ağırladı beni bütün ailesi.
Nurcan, Kırşehirliydi. Bilmiyorum kökenini. Evlerine gittiğimde annesi sabah erkenden kalkmış, kahvaltı için su böreği pişirmişti. Hukuk okuyordu. İnanılır, güvenilir, iyi bir dosttu. Bir daha haber alamadım O’ndan.
Nursel, gülünce gözlerinin içi gülerdi. Görürdünüz bütün içtenliğini. Tıp okuyordu. Yurt arkadaşım. Aşk acılarımın merhemi sevgili Nursel. Sonradan fiziksel acılara merhem oldu. ‘45 dakika sonra beni uyandırır mısın?’ derdi hep bana, gece boyunca ders çalışabilmek için. Konyalıydı. Çok sıkı fıkı görüşmedik bu süreçte Nursel’le. Ama benim için hep çok özel bir yeri olmuştur. Ağlama tahtam, dert ortağım. O yoğun derslerinin arasına birde beni sıkıştırırdı. Çok sevdim O’nu. Geçen yıl evlendi, düğününe 15 yaşındaki oğlumla gittim.
Mersin’den Cemile, Hopa’dan Nilgün, Trabzon’dan Sevcan, Sorgun’dan Nuray, İstanbul’dan Yeter, Silifke’den Fatma, İzmir’den Ayşe Abla, Nevşehir’den Özlem, burdur’dan Nilüfer ablam, sayamadıklarım, unuttuklarım. Selam olsun size.
Sevgi bütün insanların çakışma noktası. Sevginin dili, dini, ırkı, kökeni yok. Bir tanesi eksik olsa hayatımda ben, ben olur muydum? Eminim ki, bir Malezya’lıyı, bir Zambia’lıyı da onlar kadar sevebilirdim, hayat yolunda karşılaşsa idim.
Teşekkürler evren, bana bu mutlulukları yaşattığın, yolumu onlarla çakıştırdığın için.