Allah ve Ben
‘İnsan ne kadar çok boyutlu bir varlık. Pek çok şeyi aynı anda hissedip yaşayabiliyor. Aynı anda anne, baba, âşık, sevgili, kul, evlat, dost, arkadaş, eş, kardeş, komşu, akraba, düşünen, konuşan, anlayan, anlatan, yürüyen, koşan, seven, sevilen ve benzeri pek çok niteliği üzerinde barındıran muhteşem bir varlık, muhteşem bir karışım. Bütün bu unsurlar bir bütün teşkil ettiğinde ‘insan’ ortaya çıkıyor. Hangi heykeltıraş yontabilir ki onu?’
7 yaşındaydı, Allah’ın kızı olduğunu, gerçek babasının O olduğunu düşündüğünde. Evet, sevdiği bir babası vardı ama onun dışında bir babası daha vardı. Asıl babası. O’nun yanından gelmişti. Bunu hissediyordu içten içe ve bir amacı vardı buraya gelişinin. Bir görevi vardı yerine getirilmesi gereken. Bu görevini yerine getirdikten sonra yine O’nun yanına, gerçek babasının yanına geri dönecekti. Allah’ın kızıydı, etrafında gördüğü bütün o insanlar kendi hayata geliş amacı için yaratılmıştı. O kadarını aklı alıyordu ama ya Ankara, İstanbul’daki bütün o insanlarda mı kendisi için yaratılmıştı? O kadar mı önemliydi? Oralar çok kalabalık olmalıydı. Şükretti Allah’ına yaşadığı için, annesi, babası ve kardeşleriyle mutlu bir hayat sürdüğü için, yakınlarından hiç kimseyi kaybetmediği için. Olacakları, kaynayacak cadı kazanlarını hissetmiş gibi.
14 yaşındaydım, babam öldüğünde. Acıyan bakışlar ve ben. Babasız çocuk, babasız çocuklar, vah, vah. Kim bakıp besleyecek onca çocuğu, büyüklü küçüklü. Başsızlık, bilinmezlik. Şimdiye dek gücü teslim edilmeyen kadının elinden gücünün tekrar alınışı. Güçsüzün gücü ele geçirişi, büyüğün, küçüğe, kendinden güçsüze hükmedişi.
21 yaşındaydı, böğürerek ağlamanın, acının nasıl bir şey olduğunu öğrendiğinde. Ağladı, günlerce, gecelerce böğüre böğüre. Küstü, hayata, insanlara, Allah’a. Kesti Allah’la ilişkisini, O’nu suçlu buldu bunun olmasına izin verdiği için. Hayatından çıkardı Allah’ı. İstese önleyebilirdi, önlememişti, suçlu O’ydu. Almadı artık O’nu hayatına, uzun yıllar boyunca. İstemedi sonrasında yaşamayı. Unuttu yaşam sevincini. Yaşamış olmak için yaşadı hayatı. Evlenmiş olmak için evlendi devamında. Sevinçsiz, umutsuz, beklentisiz, matem eşliğinde.
28 yaşındaydı, bebeğini kucağına aldığında. Sevilebilecek her şeyin ötesinde sevdi O’nu. Onunla nefes alıp onunla nefes verdi. Hayatını ona adadı. Ardından bir bebeği daha oldu. Onlar için yaşamaya devam etti.
35 yaşındaydı, kızını, son çocuğunu kucağına aldığında. Dünya güzeli, dünya tatlısı. Hayat verdi, neşe verdi annesine.
42 yaşındaydı, hayatının ipleri gerildiğinde. Çıkamadığında işin içinden devreye girdi, hatırlattı kendini, ‘Gel’ Dedi. Korkuyla, dehşetle uyandı. ‘Gelemem, korkuyorum.’ Demişti, uykusunun arasında. Bir kez güvenmiş ve güvenine ihanet etmişti. İkinci bir şans verilebilir miydi? Akabinde âşık oldu, aşkına kavuşmak için Allah’tan yardım istedi, hatırladı orada olduğunu.
Ömrü boyunca hiçbir şeyi ve hiç kimseyi bu kadar çok ve gönülden istemedi Allah’tan. Zaten yıllardır hiçbir şey istememişti O’ndan. Unutmuş, silmişti hayatından. Yokmuş, hiç olmamış gibi. Oysa çok eskiden yakındılar. Küçücük bir çocukken, gerçek babasının O olduğunu, burada işi bittiğinde O’na geri döneceğini biliyordu. Sonra unuttu O’nun kızı olduğunu. Bıraktı bir kenara. Ta ki yürekten istediği biri olana dek. Hatırladı orada olduğunu, ‘iyi ki varsın’ dedi. İyi ki hala oradaymışsın, baba. Tekrar kuruldu aralarındaki bağlantı. Kavuştu, eski dostuna. Sarıldı, sarmalandı O’nunla.
‘Tevekkül’. Her ne olursa olsun Allah’a inanmak, Allah’a güvenmek, O’nun hayırla sonuçlandıracağını bilmek, hayrı beklemek. İyi ya da kötü her ne olursa olsun ‘bir bildiği vardır’ diyebilmek. Allah’la bir bütün olmak. Olan biten her şeyin ardındaki gücü görmek, o güçten güç almak, o güçle var olmak, o güçle bir olmak, o güçle yol almak, o gücün yanında olduğunu hissetmek. Hayır düşünüp, hayır beklemek. Böyle olduğunda mutlu olmamak için hiçbir neden yok! Bir insanın ulaşabileceği en üst mertebe. Ya O olmasaydı, bi düşünsenize!
Ben O’nunla yol almaktan hoşnudum. O’nun yol arkadaşım olmasından. O bana yoldaş, ben O’na. O bana gündüz, ben O’na gece. Ben O’na gündüz, O bana gece. Geçen gece rüyamda geldi yanıma, dolaştık, yarenlik ettik birbirimize. ‘Sabret’ dedi bana. Sabrederim tabii, sen istediğin sürece, dilersen sonsuza kadar ama daima seninle. Ve sana yakın olarak. Aşkların en yücesiyle.