Acı Zamanı

İlk ameliyatında 38 haftalık gebeydi. İki hafta vardı daha doğum yapmasına. Doktoru ‘tatile gidecek’ diye zamanından 2 hafta önce alındı oğlu karnından. Günü dolsun, gelişimini tamamlasın, niye bu acele? Kaçmasın paracıklar. Tatilde para lazım. Ya o dönene kadar doğurursam? Yazık olmaz mı? 8 aydır o anı bekliyor. Aylık vizite ne ki? Dişinin kovuğunu doldurmaz. Asıl para sezaryende. Diğer iki çocuğu da erken alında karnından, birinci çocuğu erken alındığı için, riskli olabilirdi.

Ameliyat başlamadan önce aç kurtlar gördü sağda solda, uzaktan çıplak vücuduna yalanan, hizmetliler. Karnı burnundaydı, ameliyat olacaktı, korkuyordu, kendine neler yapılacağını, başına neler geleceğini bilmiyordu, can derdindeydi o koyun gibi, kime ne? Onlar ise 28 yaşında dinç bir vücut görüyorlardı, üstelik çıplak!

Ameliyat sırasında oldukça fazla bastırdılar göğüs kafesine. ‘Aaa, bu bebek çıkmak istemiyor.’ dediğini duydu bir kadın sesinin. Oğlu biliyor olmalıydı, vaktinin gelmediğini, ham meyveyi kopardıklarını. Uyanıktı kadın, sadece belden aşağısı uyuşturulmuştu. Oğlunu gördüğünde söz verdi onu mutlu edeceğine. Oğlundaydı aklı canında değil.

Doktoru ameliyathanenin ışıklandırmasından rahatsızdı, ameliyat süresince. Ameliyat esnasında ameliyattan sonra ışıkların düzeltilmesini istedi yanındakilerden. Kadın sonradan anladı, çektiği acılar bir türlü dinmeyince, doktorun gözlerinin iyi görmediğini. Zaten gözlük kullanıyordu. İki yıl sonra, diğer oğlunun ameliyatından sonra geçti, ilk ameliyatının acıları. İki yıl boyunca düzgün doğrulamadı, devamlı ameliyat çizgisi büzüştü, acı verdi. Araç ehliyeti almak için iyi görmen gerekiyor ama operatör doktor olmak için böyle bir gereklilik var mı, bilmiyorum. Aynı doktor 16 yıldır ameliyat yapmaya devam ediyor.

Ameliyat bitip sedyeyle götürülürken, sedyeyi taşıyanlardan biri diğerine ‘üstünü örtelim’ dedi. ‘Boş ver’ dedi diğeri. Çıplaktı, gelen geçen vücuduna bakıyordu. ‘Örtün üstümü’ dedi, sesinin çıkabildiği kadarıyla, örttüler. Uyanık olmasa, ‘örtün üstümü’ demese, diyemese öylece götürülecekti, bir leş gibi. ‘Boş ver’ diyen allem etti, kalem etti, yaltaklanarak, bana çok iyi bakmış izlenimini yarattı, kaptı kocamdan bahşişi. Müdahale edemedim. O kadar gücüm yoktu. Zehir zıkkım olmuş mudur? Umarım olmuştur. Odaya çıkarıldığımda hemşire birine kızgındı. Bas bas bağırıyordu. İğneleri kalçama bıçaklarcasına batırdı, kızgınlığının sebebi benmişim gibi. Her seferinde. Lanet cadı. Neyse ki uyuşturulmuştum, hiçbir şey hissetmedim, fiziksel olarak.

Sedyeden yatağa aktarıldım dört bir yanımdan tutularak aynı hademeler tarafından bir külçe gibi. Adı üstünde konforlu doğum ya kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz gerçekten! Sıkıyorsa kıpırdatın! Sedyeden yatağa geçmeye bile zahmet etmiyorsunuz! Hiç alışkın olmadığım bir şey birilerinin benim adıma benim ne yapacağıma karar vermeleri. Hiçbir müdahale hakkınız yok, şansınızda. Sadece size yapılanları izleyebiliyorsunuz, o kadar. Hayatınızın, vücudunuzun seyircisi konumuna düşüyorsunuz bir anda. İdrar torbası ameliyattan önce takılmıştı zaten. Yatağa getirildikten sonra buna birde serum şişeleri eklendi. 1, 2 gün boyunca 4 şişe serum verildi. Biri bitince diğeri bağlandı. Elinden bağlısın serum şişesine. Bebeği tutarken bir yandan da serum kordonuyla boğuşuyorsun.

İlk birkaç gün sık aralıklarla hemşire başınızda. Ağrı kesicinizi veriyor, koltuk altınıza ateş ölçer koyuyor, geri alıyor. Gece yarısı açılıyor kapınız, ışığınız, kim o, tabiî ki hemşire. Uyu uyuyabilirsen. İlk gün yemek yemen yasak. Nasıl canın çekiyor. İkinci gün ise sıvı şeyler alabiliyorsun. Çorba, vs. Karnın koca bir davul gibi. Sanırsın bebek hala orada. Gazlar geziniyor bebek yerine karnında bir o yana bir bu yana. Gazını atabilmen için yürümen gerek. Bin bir acıyla, refakatçinin kolunda, hastane koridorunda volta.

Ameliyat sonrasında verilen onca ağrı kesiciye rağmen, her kıpırdanışta binlerce bıçak acısı oluşuyor karın bölgesinde. O acının tarifi yok, inanın yok. Ben tarif edemem, edebilen varsa buyursun, etsin. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Baston yutmuş gibi, dümdüz, sırt üstü yatmaktan başka seçeneğiniz yok. Yani sağa ya da sola yatmanızın mümkünatı yok. 24 saat boyunca dimdik yatılan ilk 1-2 günün sonunda sırt bölgenizde dayanılmaz ağrılar, sızılar baş gösteriyor, ameliyat acısının yanı sıra. Bebeği emzirebilmek için karın üstünde tutmak ise ilk günler başlı başına bir işkence. Anandan emdiğin süt burnundan geliyor çocuğuna süt verirken.

Birde bebek var yanı başında. Kendi bakıma muhtaçken, yerinden kıpırdamayacak bir haldeyken, emzirilmesi, bakılması gereken bir yavrusu oluyor kadının. Tanımadığı, neyi nasıl yapacağını bilmediği bir yavru. ‘Ah bir sussa, bir şey istemese, uyusa da kıpırdamak, doğrulmak zorunda kalmasam. Azıcık uyuyabilsem ‘Uyu bebeğim, ne olur uyu.’ Gecesi yok, gündüzü yok. Viyak viyak. Doğum vaktinden önce gerçekleştirildiği için, yavrum emmeye hazırlıklı değil, ben emzirmeye. Bende süt yok, yavrumda emme içgüdüsü. Açlıktan 4 gün boyunca ağladı, durmaksızın. Emzirmek, emzirerek büyütmek istiyorum inatla, korkuyorum mamaya alışırsa sütümü emmez, sağlıklı olamaz diye nafile, süt yok. Düzgün tutamıyorum, emzirirken bebek karnımın üstüne bastırdığından yaram acıyor, gücüm yok, dayanamıyorum. Ağlaya ağlaya fıtık -göbeğinde şişkinlik- oldu yavrum.

Biraz canlandıktan sonra kalktım baktım, vaktinde doğan bebekler şapur şupur emiyor, annelerinde de bolca süt var, sezaryen olmuş olsalar bile. Benim bebeğim ağzını oynatmayı, emmeyi bilmiyor. 4 gün sonra geldi sütüm.

Yorum yapın