Sonraki Ameliyatlar
İlk doğumunu ameliyatla yaptığında diğer doğumlarının da ameliyatla yapılması gerekiyordu. 2. ve 3. doğumlarda ‘eski seksio’ idi adın. Daha önce öldürülüp öldürülüp diriltilmiş olmanın doktorcası. Aşağılanıyor, kötü davranılıyordun ‘eski seksio’ olduğun için. Nedense? Anlamadı. ‘Eski seksio’ diyordu gelen geçen, ameliyata girmeden. Aşağılar, küçük görürcesine. İyi hoşta, ben kendimi kendim mi kestim? O zamanda kesen siz, şimdi kesecek olanda!
3. ameliyatıma girmek için beklerken benden sonra gelen bir kadın ben ameliyata girene kadar iki ıkınmayla çocuğunu doğurdu, çok rahat bir şekilde kalktı gitti. Oysa benim kalkabilmek için yaklaşık 40 dakika dolayında bir ameliyat geçirmem, ne kadar sürdüğünü bilmediğim bir ayılma ve yoğun bakım sürecini atlatmam, sanırım birkaç saat, bana bağlanan idrar torbasından ve verilen 4 şişe serumdan kurtulabilmek için ise yaklaşık 1 gün geçmesi gerekliydi.
Kalktığıma da kalkmak denebilirse tabi. Acılar içinde, dört büklüm, dikelemeden, etlerin lime lime, insan posası şeklinde. 5 ve 7 yaşlarındaki anasız bıraktığım oğullarıma kavuşabilmek içinse 5 koca gün geçmesi gerekliydi. Önceki tecrübelerimden çok iyi biliyordum bu süreci. Şaşakaldım, ardından bakakaldım o şanslı köylü kadının. Yerinde olabilmeyi ne çok isterdim. Neydi suçum? 3 kuruş daha fazla param olması mı? Lanet olsun. Kimin ne hakkı vardı bana ve çocuklarıma bunları yaşatmaya.
Kaderime razı, girdim ameliyathaneye, aklımda soru işaretleri, korkular, en çokta çok iyi bildiğim ameliyat sonunda alacağım halin korkusu.
İlk gidişe benzemiyordu ameliyata 2. ve 3. gidişler. Çıktığında enkaz haline geleceğini bilerek gitmek berbattı ameliyata. Ayakları geri geri gitmeyi, oradan kaçmayı çok istedi, ama ne çare!
3. kez ameliyata gitmek için sedyeye yatırıldığında, bir kez daha o sedyeye yatmaktansa teneşire yatmayı diledi. O anda da teneşirde olmak için neler vermezdi aslında ama çıkarılmayı bekleyen yeni bir yaşam daha vardı karnında. Onun için ve ağabeyleri için direnmeli, hayatta kalmalıydı.
Uyutulmadan önce, yüzlerinin oldukça asık olduğunu fark etti, ameliyathanedekilerin. Normal geldi,’ Böyle bir işim olsa, her gün bende bu işi yapsam, benimde suratım böyle asık olurdu herhalde.’ diye düşündü. Yinede aklına takıldı, sonradan sordu doktoruna, öğleden sonra ‘iş çıktığı’ içinmiş. La havle. Vah bizim koyuna.
Kendine gelirken canının çok yandığını hissetti. Karnına ağırlık koyulmuştu, vücudundaki pislikler akıp gitsin diye. ‘Acıyor, kaldırın’ veya buna benzer bir şey söyledi. ‘Uyanmışta uyanmamış numarası yapıyor, baksana’ dedi kafasının üzerindeki kadın gölge bir başkasına. Ondan da bir cevap geldi, hatırlamadığı. Yoğun bakımdaydı. Çok yoğun bakıldığını anladı.
Doktorun işi bitip gittikten sonra onların eline kalıyordunuz. Paranız sökmüyordu artık. Allah’a emanet. Kendinizi savunacak haliniz de yoktu nasıl olsa. Vur patlasın, çal oynasın. Alışkındı artık, bunları 3. kez yaşıyordu. ‘Seni götürüyoruz’ dedi aynı gölge. ‘Götürmeyin’, ‘Neden’ , ‘Burada güvendeyim, siz bana iyi bakıyorsunuz’. Numara mı yapıyordu yoksa aldığı narkozun mu etkisindeydi? Bilinci yerinde bile değildi tam olarak. Götürüldü, bir kez daha.
Bütün vücudu gevşemişti, ilk birkaç gün gülme krizine tutuldu. En ufak şeye gülme tepkisi veriyordu vücudu, narkozun etkisiyle. Nasılda canı yanıyordu karnı oynadıkça! Gülme krizinin sırası mıydı şimdi?