Pazarlamacı
Doktor bir pazarlamacı, pazarlamacı bir doktor olabilir mi? Olabilir elbette. Aralarındaki tek fark fazladan birkaç matematik sorusu değil mi? İnsafına kalmış doktorun gerçek doktor olup olmamak. İnsanı bilen, kendinin de insan ve doktor olduğunu unutmayan bir doktor olmak. İnsaniyet testinden geçirilmiyorlar ki doktor olmak için. Bilgi testini geçmiş olmaları yeterli. Biraz ‘inekle’ tamamdır. İnsanlık sınavından ise, bir ömür boyu geçiyorlar. Bazıları can yakıyor, can acıtıyor, can alıyor, bazıları da can veriyor. Neyse ki sayıları az can alanların. Pek çok doktor tanıdım duyarlı, hatta fazlasıyla duyarlı ve fedakâr. Her meslekte çıkabilir birkaç pazarlamacı ama pazarlamacı olan doktor olunca sonuçları vahim oluyor.
Fıtık için gittiğimiz çocuk cerrahı, bir aylık bile olmayan dört kilocuk oğlumu ameliyat etmek istedi. Açıp kapatacakmış. Muayenehanede bile yapılırmış. Kolay yani. Uyanık, ameliyathane masrafından da kurtarıyor böylece. Oldukça karlı iş. Derhal ameliyat olmazsa fıtık olurmuş, dikkatli olmalıymışız, yeşil kusarsa derhal hastaneye götürülmeliymiş, yarın yapılabilirmiş, fiyatı şu kadar olurmuş, ama bu gece çok dikkatli olmalıymışız, ne olur ne olmaz falan filan. Her zamanki pazarlama taktikleri. Baktı çömez, üstelik ilk çocukları. Sağılabilir yani! Vay anasını sayın seyirciler! Yemezler, bu yalanlara karnım tok. Ben o yalanları çok değil, kısa bir süre öncede duydum ve sonuçlarından hiç hoşlanmadım doktor bey.
Üstünden 1 ay bile geçmeden yine çatmıştım bir pazarlamacı doktora. Hepsi beni mi buluyordu bu paragöz doktorların? Daha ne olmuştu yoğurdu üflemeyi öğreneli şunun şurasında? Kendi ameliyatımın acıları dinmemişti henüz. Bebeğimde mi bu acıları çekecekti? İlginç olan ne öyle paralı bir görüntüm var nede param! Ne isterler benden? Kimden ne koparırsan o kar! Duyarlı ve fedakâr olduğunu bildiğim, o zaman 3–5 yıllık doktor olan bir çocuk cerrahı arkadaşıma sordum, ‘yok bir şeyi’ dedi sağ olsun, oğlum 16 yaşında ve hala yeşil kusmadı. Ne garip di mi? 16 yıldır kaç bebeği kesti kim bilir, yoktan yere. Cellât. ‘Eli kırılasıca’ desem yeter mi sizce?
O gün bu gündür doktorların pek yakınından dolaşmadı, çocuklarını da dolaştırmadı. Anlamadığı şuydu. ‘Önce zarar verme’ yi geçtik, Allah korkusu da mı yok içlerinde? Bunları yaparken, aynı belki de daha beter sağlık ya da başka bir sorunun bir gün kendi ayaklarına da dolanabileceğini görmüyorlar mıydı? Doktorlar hastalıktan münezzeh miydi? Gerçi genelde öyle bir edaları vardı. ‘Ben doktorum, sen hasta, aramızda kocaman bir fark var’. İyi de sende olursun hasta. Bugün bana, yarın sana. Bu fark nerede? Sen insan değil misin? Doktorluk diplomasıyla birlikte insanüstülük yeteneğide mi alınıyor? Bankaya gittiğinde bankacı sana senin hastana yaptığın gibi kötü mü davranıyor? Ben sonunda mezarlığa gidicem de sen farklı bir yere mi gidicen? Senin ki tatlı can da benim ki patlıcan mı? Sen kestirir misin kendini yoktan yere? Kendi kızını, oğlunu kesmeyi de nasip etsin inşallah Allah! Belki etmiştir, kim bilir? Bunca vebal bir insana ağır gelmez mi?