Ayrılık
Evlenmek normal de ayrılmak mı anormal? Evlilik mutlulukla, ayrılık mutsuzlukla mı eşanlamlı? Neden evlilik mutluluğu, ayrılık mutsuzluğu çağrıştırıyor? Evlenirken, hiçbir olumsuz yorum yapılmıyor da ayrılırken neden ‘Aaaa, sakın yapma, iyi düşün, sonra pişman olma.’ deniyor? Bir kadın ayrılma kararı verdiyse bu onun o olgunluğa eriştiğini gösterir. Artık tavsiyenize, nasihatinize ihtiyacı yoktur zaten. Hem ‘Ayrılanlar mutlu olamaz.’ diye bir kanun mu var? Yürümüyorsa neyi ve neden zorlayacaksın?
Keşke evlenirken de ayrılırken dendiği gibi ‘iyi düşündün mü, doğru seçim yapmalısın, bu seçimin gerçekten çok önemli, duygularınla değil, mantığınla hareket et’ dense. Beyaz atlı prenslerle, elini soğuk sudan sıcak suya sokmayan prenseslerin masallarıyla, hep aşk evlilikleriyle biten Türk filmleriyle büyümese kızlarımız. Hayatlarının en önemli ereği olarak evlilik gösterilmese. Kadın olmaktan öte niteliklerinin de olduğu, önce insan, sonra kadın oldukları öğretilse. Zaten var olan duygusallıklarına kokuşmuş düşüncelerin, aşkın, beraberliğin körlüğü de eklenmese.
‘Gözünü açık tut kızım, kurda kuşa yem olma, aşk adına, beraberlik adına kendini ezdirme, sakın ola ki kendini arka plana atma, aşkmış, evlilikmiş, beraberlikmiş, bu martavalları sakın yutma, bunlar kadını daha rahat kullanabilmek için erkeklerin uydurduğu sonrada ardına saklandığı birer kisve, unutma önce kendin, sadece ve sadece kendi ayak izlerini takip et’ dense. 1–0 yenik başlamasalar hayata. En başından gerçek dünyaya bassalar ayaklarını sımsıkı. Boş hayallerle kandırılmasalar, karşılarındakinin etten kemikten bir insan olduğunu, hatalar yapabileceğini bilseler, yalan yanlış umutlara kapılmasalar, beklentileri bulacaklarının çok çok üstünde olmasa belki mutsuz evlilikler ve boşanmalar bu kadar çok olmaz.
Gönül işi sevişmek, akit işi değil. 1, 3, 5, neyse, idare edilebilir ama 1000, 5000, çok zor, istemeden, mecburen çok zor, yoksa kolay, kolay ötesi. En güzel paylaşım. İki kişinin birlikte ulaşabileceği en üst nokta. O yüzden siz siz olun yürekten sevdiğinize ve istediğinize inanmadan sakın ola ki evlenmeyin, uzun süreli olabilecek bir beraberliğe evet demeyin. Evlilik hala geçerli bir kurum olarak görülmeli mi? Tartışılabilir. Tartışılmalı. Bence insan kendini ve hayatını yenilemeli, yinelemeli. Tekdüze bir hayat belli bir süreden sonra çekilmez bir hal alabiliyor. Bir ışık, bir renk çakmalı ara sıra hayatta.
Yeni bir aşkın, sevgilinin verdiği dinamizmi başka hiçbir şeyden alamazsınız. Ne çocuğunuz, ne para ne de başka bir şey. Hayat bir kişiyle tüketmek için uzun, çok uzun. Sıkıcı oluyor. Denedim, biliyorum. Gerçekten istediğim, kafamın uyuştuğu biriyle evlenmiş olsaydım böyle mi düşünürdüm, bilmiyorum. Bildiğim, yıllar sonra aşık olmak, birine yeni yeni heyecanlar duymak bana çok iyi geldi. Adeta yeniden doğmuş gibiyim. Tüy gibi hafif. Ne kadar sürer? Sürdüğü yere kadar. Hiç önemli değil. Anda yaşıyoruz. Geçmişte, gelecekte değil, şu anda. Önemli olan anı mutlu kılmak. Yarın nasıl olsa gelecek ve amaç yarını da mutlu kılmak için çaba göstermek olmalı. Onun için önemli ama hiç önemli değil sonrası. Deneyin, ne kaybedersiniz? Ve nasıl başlarsa öyle gider. Kırın zincirinizi bir kez. Özgürlüğü, mutluluğu hissedin iliklerinize dek.
Neden bu kadar kasıyoruz kendimizi, işi yokuşa sürüyoruz? Ölümüne evlilikler, ne için? Amaç mutlu olmak mı, evli kalmak mı? Mutlu değilsen neden evli kalasın? Evlerimizi kendimize canlı mezarlıkları yapmayalım. İnsanın doğasında var aşk, seks, cinsel dürtüler. Daha ne kadar görmezden geleceğiz kendimizi. İnsan olduğumuzu inkâr edeceğiz? İnsanın aşık olma kapasitesi bir defaya mı mahsus? Bir kez evlenince insanın gözü bir başkasını görmez mi? Evlendiğinde hayat mı biter? Elbise değiştirir gibi sevgili değiştiren medya maymunlarını onayladığım anlamını çıkarmayın buradan. Bu denli yozlaşmayı kesinlikle tasvip etmiyorum ancak diyorum ki, bir ilişkinin miadı doldu ise sonlandırın, kendinize çok daha fazla zarar vermeden. Azap haline getirmeyin kendinize hayatı.
Demem o ki, artık O’nun su içtiği bardaktan su içmek istemiyorsanız, ortalığa bırakılmış terliğini her seferinde tekmeledikten sonra yerine kaldırıyorsanız, satın aldıkça alıyor, yedikçe yiyor ama ne yediğinizden, ne de giydiğinizden tat alamıyorsanız, hayatla olan bağınız koptuysa, her gününüz bir diğerinin aynısı ve eza olduysa, bir önceki günün aynısını yaşamak için uyanıyorsanız, bitkin, yorgun, mutsuz ve bezginseniz, hayat sevincinizi kaybettiyseniz, yaşadığınız bütün olumsuzluklardan O’nu sorumlu tutuyorsanız ve yatağınızı O’nunla vazife uğruna paylaşıyorsanız, paylaşmayın. Onun için, şunun için, bunun için, için, için, için. O’nda bulduğunuz her ne ise, buna değmez. Devam etmeyin kendinize eza etmeye. Siz kararınızı verdiğinizde hayat size bir çözüm önerisi sunacaktır mutlaka. Siz hayata inanırsanız hayatta size inanacaktır.
Bütün dünya aşkı, seksi özgürce yaşıyor, biz kastıkça kasıyoruz kendimizi. Dünya 21. yüzyılda biz hala ortaçağda. Derler ya ‘Onlar gidiyor aya, biz gidiyoruz yaya’. Onca yıl aşık olmadım da ne oldu? Bana çok iyi mi geldi? Kendi kendimi yedim bitirdim. Yıllardır kendimi hiç bu denli iyi hissetmemiştim. Ne derler, ne yaparım, ne olur vs. Ne olursa olur! Bir kez daha mutlu olma şansı tanımış olursun kendine, olacağı bu! Bu kadar düşünmeye değer mi? Hangisi daha önemli? Senin hayatın, mutluluğun mu, ne dedikleri mi? Ne derlerse desinler. Bırakın inceldiği yerden kopsun. Ucunda ölüm yok ya!
İyi gitmeyen bir ilişkiniz var ise, iyileştirmek için çaba gösterin, baktınız olmuyor, kangreni önlemek için kesip atın onu hayatınızdan. Kangren için ne canım uzuvlar kesilmiş, insanlar bacaklarını, kollarını feda etmiş, hayatını devam ettirebilmek adına. Bacaksız, kolsuz yaşamayı göze alarak. Kangren bu kadar önemli. Sarmaya görsün vücudunuzu, ne kafa kalır, ne göz. Siler süpürür adamı, yok eder. Yer bitirir içten içe. Yayılmadan önlenmeli. Yayıldıktan sonra ne yapsan boş. Bir an önce kesilmeli kangrene neden olan uzuv. Kolunuzdan, bacağınızdan daha mı önemli, hayatınızı karartan vazgeçemediğiniz her neyse?
Bu bir film değil, takıp takıp defalarca izleyebileceğiniz. Öyle çok film izliyoruz ki, kafamız karışıyor, kendi hayatımızla o hayatların ayrımını karıştırıyoruz. Sanal ile gerçeği ayırın birbirinden, ayıklayın kafanızdaki otu, çöpü. Ve hayatınıza daha dikkatle bakın. Bu sizin hayatınız. Sahip çıkın hayatınıza, bedeli ne olursa olsun. Hayatınızdan daha kıymetli hiçbir şeyiniz yok.
En önemli soruyu sorun kendinize. Mutlu musunuz? Çocuklarınızı, hısımınızı, akrabanızı sormuyorum size, dikkat edin. Sizi soruyorum. Siz mutlu musunuz? Yaşadığınız bu hayat sizi mutlu ediyor mu? Etmiyorsa ki birçoğumuzun etmiyor, neyi bekliyorsunuz? Mutlu olmayı bir sonraki hayatınızda mı gerçekleştireceksiniz? Bir sonraki hayat için yerinizi şimdiden ayırttınız o halde! Ertelemeyin mutluluğunuzu, size bir adım kadar yakın ve bir o kadarda güzel!
Gençken, gücünüz yerindeyken, çok geç olmadan yapın yapmanız gerekeni. Ki hayatla baş etmek için gücünüz olsun. Güzel günleri yaşamak için çok daha fazla vaktiniz osun. Vücudunuz böyle kalmayacak. Yıpranma payı ile birlikte daha çabuk yorulur hale geleceksiniz. 10 yıl önce sadece düşünmeyip, kendi kendimi kahretmeyip uygulamaya geçseydim, 10 yıldır çalışıyor olurdum. Belli bir yerim olurdu. Şimdi hem işi hem evi idare edecek gücü bulamıyorum kendimde. O zaman kırk yere yetişirken şimdi üç yere yetişmek zor geliyor. Geçen her yılın sizi biraz daha geri götürdüğünü unutmayın. Yasemin Boran’ın dediği gibi ’son bir şans verin, bir müddet tanıyın ve bu şansı asla tekrarlamayın’. Aklın yolu bir.