Sezaryen Ameliyatı
3 kuruş para için kesiliyor gencecik bedenler. Başının gözünün sadakasına isteselerdi de verse o parayı o genç kadınlar. Hiç değilse o korkunç acıları tatmaz, normal doğumla kurtulurlardı kolayca. Eminim seve seve verirlerdi bu parayı hepsi; o inanılmaz acıları çekmemek için. Sözüm ona ‘doktor’lar ‘sözüm meclisten dışarı, onlar kendilerini iyi bilirler’ diğer deyişle insan leşiyle beslenen akbabalar, diğer bir deyişle cellâtlar, genç kadınların toyluğunu, saflığını ve bilgisizliğini fırsat bilip, kandırıyorlar gencecik kadınları, bir pazarlamacı edasıyla.
Bunlardan bir tanesi de kadına denk gelmişti. Şans bu ya. Şans bile tanımamıştı normal doğumu denemesi için. Yalandan muayene etmiş, ‘sezaryen’ demişti çok şey bilen büyük adam, ilah, hâşâ, Allah. Allah’ın verdiği doğal yolu beğenme, kendine suni bir yol aç, hiç gerek yokken. Orada doğal bir yol zaten var, ikinci bir yol açmaya ne gerek var? Ukalacıklar. ‘’Keşke dağ başında, bir başıma doğursaydım da, ayağım kırılsaydı da, gitmeseydim oraya.’’ dedi kendine yıllarca.
Hayatının en büyük pişmanlığıydı bu, yok yere, pisipisine sezaryen oluşu. İlk gidişinde hamile değildi, bin hevesle ön hazırlık olarak gitti. Oldukça ayrıntılı, uzun uzadıya, ‘iğneden ipliğe’ bir muayeneden geçti! Eğlenmiş olmalı. Kadınsanız her yerde başınıza gelebilecek bir davranış biçimi. Belediye otobüsünde arkadan ellenebilirsiniz, kuaförde bacaklarınız sıkıştırılabilir ya da saçlarınız hararetle ve isterik hareketlerle yıkanabilir. Yolda, izde, her yerde tacize açıksınız. Doktor muayenehanesinde olunca yapılan taciz çok daha savunmasız durumdasınız farklı olarak.
‘Dur, ne yapıyorsun?’ da diyemiyorsunuz, kendi ayağınızla gelmişsiniz ve adam ‘görünüşte’ işini yapıyor. Sık dişini, elbet bitecek nasıl olsa. Takmadı kafasını o konuya, hâlbuki ‘’Bir musibet bin nasihatten iyidir.’’ demiş atalarımız. Bu hareketinden ders alıp bir daha gitmeseydi, her neyse, gitti işte, tavsiye edilmişti, ‘iyi doktor’. Hayattaki işaretleri fark etmenin ne demek olduğunu keşfetmemişti henüz. İkinci kez gidişinde renk değiştirdi doktor, ‘neden geldi’ diye. Hamileydi, neden olacak?
Her ay kontrole gitmeye devam etti. ‘’Hamile eğitimi’’ bile aldı normal doğum yapmaya fırsat verilecekmiş gibi. ‘’Şu gün, şu saatte gel.’’ tamam, oldubitti. Paracıklar cepte. Emek vermişti adam, ameliyat etmiş, hak etmişti o parayı. Tatile mi giderdi, neler alırdı, bilinmez. Gözlerini toprak doyurasıcalar. Yatacak yerleri var mıydı acaba öbür tarafta. Cehennemin baş aktör ve aktrisleri.
Yalandan bir muayene, korkulu bakışlarla ben,’Sezaryen mi?’. Başıma geleceği bilirmiş gibi! Gelecek cevabı etkiledim mi bilmem? Vakur tavırlarla, işini bilen adam havasında, bir baş sallayış. Ardından 28 yaşındaymışım, çatım darmış, boyum kısaymış, doğuramazmışım, falan filan. Pek çok sezaryen olan kadından da duyduğum, herkese söylenen ortalama yalanlar. 35 yaşından sonra bile normal doğum yapan pek çok arkadaşım var. Annemde benim boyumda, 9 kez doğurmuş. Şöyle bir bakarak karnıma, ‘bebek 3 kilonun üstünde görünüyor zaten, cumartesi gel’. Onun sayesinde 3 kilo olmuş ya! Havası da öyle. Büyük doktor. Ayda bir tartmış beni, ultrasonda bakmış bebeğime, bir de demir ve multi vitamin hapı tavsiye etmiş ya, daha ne olsun! Hak sahibi olmuş çocuğumun ve benim üstümde benim haberim olmadan.
Arandım etrafta bana gitme, olma sezaryen diyecek birilerini, bulamadım. Kimse bilmiyor ki, sezaryen nedir, nasıl bir şeydir, ben dâhil. Gittim kuzu kuzu, çaresiz. Oysa nasıl sağlıklı bir hamilelik geçirmiştim. En mutlu günümü zindana çevirdi şerefsiz herif.