Şeker olmayan şeker

Misafir gelir, ilk işimiz şeker tutmaktır. Çocuk görür eline şeker tutuştururuz. Dişçiye götürürsünüz çocuğunuzu, dişçi bile çocuğunuza şeker ikram eder, çocuğun daha sık gelmesi için sanırım! Ölü evine giderken bol şekerli helva kavurup götürürüz. Loğusa görmeye giderken hakeza öyle. Ramazan bayramının adı olmuş şeker bayramı. Gittiğiniz her evde ve evinizde şeker bombardımanı. Her bayram gelsin trafik faciaları.

Tadı ve sonuçları o kadar farklı ki! Hayatıma bir sürü olumsuzluk kattı. Hayatımı kararttı desem yeridir. Şeker bunları yapabilir mi diye düşünüyorsanız, yapabilir. Kasede durduğu gibi durmuyor vücuda girdiğinde şeker. Altüst ediyor insanın bütün dengesini. Bu kötü döngüyü fark etmeden önce bol bol yedirmiştim çocuklarıma şekerli gıdaları. Her ‘iyi’ anne gibi. Çocuklarımda devamlı bir sinirlilik, saldırganlık hali. Neden sonra ayıldığımda epeyce yorulup yıpranmıştım şeker yüzünden. Çocuklarımdan ve kendimden kestim şekeri, olabildiğince.

Öyle sinsi ki meret içine girmediği pek bir şey yok gibi. Çıkardım hayatımdan hepsini birer, birer. Kekmiş, çikolataymış vız gelir bana. Çocuklarım için ve kendim için sınırlı, sınırlı, olabildiğinin en üst derecesinde sınırlı şeker ve şekerli gıdalar. O gün bu gündür evime huzur, sükunet geldi diyebilirim. Çocuklarım artık çok daha uyumlu ve birbirleriyle iyi geçiniyorlar. Bence hiperaktivitenin ardındaki sır bu. Kendi elimizle yaratıyoruz hiperaktiviteyi.

Hiperaktivite diye bir şey yok. Kan şekeri dengesi sağlanamayan çocuklar var. İlginç olan çocukların bu işte hiçbir sorumluluğu yok. Biz dayatıyoruz çocuklarımıza, çocuktur, şeker yer, şeker sever diye, iyilik yapma babında, sonrada onlar devamını getiriyorlar. Alıştırmasak daha en başından, hiç değilse kendi aklı erip ‘şeker isterim’ diyene kadar, sonuçlar bu kadar vahim olmayabilir. Şeker isterim dediğinde de zararlarını anlatsak.  Yazık oluyor çocuklarımıza ve kendimize.

Kan şekeri dengelenmediğinde vücutta kendini dengeleyemiyor. Aşırılıklar, uç noktalar, yerinde duramamazlık, sataşma başlıyor çocukta. Sonu kavga, dayak, ağlayış ve iç çekişler. Hangi evde yaşanmıyor ki?  Büyükte ise öfke nöbetleri şeklinde gösteriyor kendini şeker dengesizliği. Devamlı bir sinirlilik hali, burnundan soluma şeklinde, evlerden uzak olsun, şekerde, etkileri de.

Neden şeker hastası olanlar hiddetlidir, neden hiddetli olanlar şeker hastasıdır? Aralarında bir doğru orantı var olmalı. Siz bu ilişkiyi göremiyor musunuz?

Kimsenin burnundan kıl alınmıyor. Trafikte, her yerde, herkes patlama noktasında. Biri yan baksa da yan çaksam pozisyonu. Yabancı insanlar birbirlerini öldürüyor trafikte, inanılır gibi değil. Kelle koltukta.  

Günde sayısız kez içtiği çayına bolca koymaktan çekinmediği şeker yüzünden kocatıcı kocamdan çektiklerimi burada bir daha anlatmayı düşünmüyorum. Anlatamadım, anlamadı. Çay bizim milli felaketimiz. Çay, şeker, yanında da bir iki dilim kek, bir de sigara birleşimli muhabbeti bizim kadar önemseyen, hatta biraz da abartan bir millet daha yoktur yeryüzünde sanırım. Aziz Nesin’in haklı olarak bize atfettiği aptallığımızın, geri kalmışlığımızın büyük ölçüde nedeni de şeker. Beyinlerimizi uyuşturuyor şeker.

Loğusalıkta da dayıyorlar şekeri loğusa kadına. Süt yapsın diye, ne alakaysa, alakası yok halbuki. Dengeli bir beslenme yeterli. Atla deve içmiyor ya altı üstü 3 kiloluk bebe! Her şeyi abartmayı ne kadarda çok seviyoruz!  Gelsin şerbetler, meyve suları, bisküviler. Tam bir şeker bombardımanı. Şaşkına uğruyor vücut. Kan şekeri tavana vuruyor, al sana ‘albastı’. Al loğusayı basmasında kimi bassın? Karabasan deniyor, albastı deniyor kan şekeri krizine. Öyle olduğu sanılıyor. Normal olduğu sanılıyor.

Normal insanda da gündüz uykularında oluyor sık,  sık karabasan. Şekerli maddeler yiyilerek tok karnına uykuya geçildiği, kan şekeri dengesi sağlanamadığı için.  Asıl neden tok yatılması değil, kan şekeri dengesine dikkat edilmeden beslenilmiş olmasıdır. Gerçek kabus şeker. Çıkarın hayatınızdan olsun bitsin.

Bir kez alışınca vücudunuz şeker almamaya, istemiyorsunuz. Hatta bir garip gelmeye başlıyor tadı, yiyemiyorsunuz. Bitiremiyorsunuz elinizdeki şekerli maddeyi. Nasıl bir rahatlık anlatamam. Ama bir kez azmedip tamamen bırakmak lazım. Azar, azar bırakmaya çalışırsanız azar, azar hayatınıza tekrar girmeyi başarıyor. Şeker yememek cildinizi de güzelleştiriyor.

Biz çocukken öyle her Allah’ın günü elimizin altında şeker, tatlı olmazdı, yoktu. Bayramdan bayrama, şükürler olsun ki! Bu da demek oluyor ki, senede iki kere. Bir bayram o kadar suyunu çıkarmışım ki şeker yemenin, vücudumdan kocaman bir tenya attım bayram sabahı. Tenya bile dayanamamış, kendini ağzımdan atmıştı, şeker şokuna. O zaman tuvalet kâğıdı mı var? Annemin işi mi yokta altımı silsin. Çocukta tenya olması çok normal o zaman için. Sanırım çocukların o zaman söz dinler, uyumlu olmalarının altında da bu var. Şeker bulamamaları. Umarım bir gün yine çocuklarımız şeker bulamaz, bulmasın.

Yorum yapın