Anne ve Çocuk Olmak

Şu an yeniden başlasam hayata yine çocuklarımla haşır neşir olmayı, acıyı, tatlıyı, zorluğu onlarla paylaşmayı, her an onların yanında olmayı tercih ederdim. Eğitim, iş, para, kariyer hiçbirini umursamadım, umursamam da. Eğitim aldım diye dilediğim gibi annelik yapma hakkım elimden mi alınacak? Çok umurumdaydı o aptal diploma. Benim hayatta alabileceğim en güzel diploma sağlıklı, akıllı çocuklar yetiştirmektir. Ben annemin güvenli kanatlarının altında büyüdüm. Benim çocuğumun da benim kanatlarım altında büyümeye hakkı var. Hangi çocuk annesinden bir başkası tarafından büyütülmek için dünyaya gelir ve dünyaya gelmeyi ister? Sevgiyi paylaşmak için gelir dünyaya her ruh. Ne için gelsin? Onun bunun elinde, bakıcılarda, kreşlerde itelenip kakalanmak için değil. Kim onu annesi kadar, sevebilir, koruyabilir, sıcak tutabilir? Anneyle büyüyen çocuk dengeli olur, hayata karşı daima daha dik durur. En ufak rüzgârda, sarsıntıda yerlere yapışmaz.

Eğlencelik çerez değil çocuk yapmak. Kendini tatmin için yapılmamalı çocuk. Ya da ‘ben çocuk yaptım’ demek için. ‘Onda var bende de olsun’ için hiç yapılmamalı. Ciddi bir sorumluluk, verilen en önemli söz. Dünyaya gelen her ruh, Allah’ın nuru, kendi içinde her türlü donanıma sahip, bütün nitelikleri kendine özgü bir birey. Çocuk deyip geçilmemeli gerçekten. Bu sorumluluğun gerektirdiklerini severek ve isteyerek yerine getiremeyecekseniz, çocuğunuzu onun bunun eline atılacak bir oyuncak olarak görecekseniz, sırtınızda bir kambur olarak hissedecekseniz, size fazla gelecekse, hayatınızın merkezine oturtamayacaksanız yapamayın çocuk. Sonuç sizin içinde hüsran olur, çocuk içinde. Her işin başı sevgi. Herkes çocuk sahibi olacak diye bir şart yok. Korunmanın bin bir türlü yolu var. Bu konuda bir zorundalık yok, var mı?

İlk çocuğum doğduğunda uyurken bile yanında oldum, O’nu seyrettim, uyanana dek, hiçbir anını kaçırmamak için. O uyurken iş yapmam gerektiğinin farkına bile varmamışım. Öyle güzel uyuyordu ki, hayran kaldım eserime, hala hayranım. Görülebilecek en güzel tablo. Gözlerim hala bir başka bakar O’na, O’nun gözleri de bana. Birbirimizin varlığından mutlu olduğumuzu hep biliriz, dile getirmesekte. Bu ilişkiyi kurabilmek zaman ister, sevgi ister, emek ister. Çocuğunuz 15 yaşına geldiğinde kuramazsınız bu ilişkiyi. Ne kadar çabalasan boşa. Peyderpey gelişir bu ilişki. Güvenle her geçen gün biraz daha çoğalır. Uzadıkları her santimi aynı gün fark ettim çocuklarımın. Kendi boyum uzamışçasına sevindim her uzayışlarında. Onlarla güldüm, onlarla ağladım.  

Çocukken belki her gün pirzola yemedim ama yediğim yemekler hiçbir zaman küt diye önüme konmadı. Sevgi aldım onları yerken. Öyle lezzetliydiler ki! Kolay hazmettim. Annem bana pirzolay alabilmek için çalışsaydı ve ben her gün pirzola yeseydim inanıyorum ki, damak tadım ve kişiliğim bu denli gelişkin olmazdı. Hala hayattan tat alabiliyorsam bu çocukluğumda annemin bana kattığı tattandır. Seni seviyorum anne. Her çocuğun annesinin hazırladığı kahvaltıyı etmeye, annesine doymaya hakkı var. Kafasını çevirdiğinde ‘anne’ diyebilmeye, kendini sağlam bir zeminin üstünde görmeye hakkı var. Televizyonumu vermiyorum kimseye ödünç, çocuğum daha mı değersiz? Bu benim bakış açım, benim hayatım.

Kadınlar çocukları için hayatın dışında mı kalmalı? Bunun cevabını ben veremem. Bu konudaki yetkili merci ben değilim. Bunlar benim naçizane düşüncelerim. Her kadın kendi cevabını kendi vermeli. Benim hayatımın merkezinde hep çocuklarım oldu, bundan sonrada öyle olacak.

Birilerinin üstüne titremek, her an onlara göz kulak olmak, acısıyla içi yanmak, sevinciyle göğe ermek, bir an için gözünün önünden kaybolduğunda, kaybettim sandığında deliler gibi aramak, bulduğunda derin bir oh çektikten sonra sevinmek yerine kızmak, sonrasında ise saatlerce karnında hiç oluşmayan kramplar hissetmek. Ben ve abisi yana yakıla O’nu ararken bizim küçük hanımefendi meğerse scooter’ıyla ufak bir özgürlük turuna çıkmış 5, 10 bilemedin 15 dakikalık süre içinde, Ahlatlıbel’de. O 5, 10, 15 dakikayı gelin bir de bana sorun. Ömrümden ömür gitti. Uçurtma uçuran diğer abisinin yanına gitmiş. İş bitip kızgınlığım geçince soruyor çaktırmadan, ‘hangi abisinin yaşına gelince gidebilirmiş kendi başına, 13 mü, 15 mi, çok zevkliymiş, süpermiş’.

Ne diyebilirim ki, haklı çocuk. Birazda kendi bildiğince uçmak istiyor. Anasının kızı. O’nun yaşındayken sabah bir çıkardım evden, çıkış o çıkış. Bütün gün dağ, bayır, dere, tepe o köy senin bu köy benim, ben tek başına doğa yürüyüşlerinde. Benden daha mutlusu yok. Heidi halt etmiş. Heidi’den gördüm desem, orada daha televizyon yok. Hoplaya zıplaya, ıslık çalarak. Benim diyen erkek çocuğu gidemez gittiğim yerlere. Saatlerce yürüdüğüm patikalarda bir Allah’ın kuluna bile rastlamadığım günler olurdu. Akşam döndüğümde korkardım biri kızar mı, azar işitir miyim diye. Bakardım ne telaş eden var, ne de saçını başını yolan. Annemde ben yedincisi var 9 çocuk, bir ton iş. Akşam nasıl olsa geliyorum. İçi rahat. Rahat olmasa ne yapacak? Bütün gün peşimde dolanacak değil ya. Ertesi gün yola devam.

Şimdi gitsem, yine giderim, korkmam, ama o tadı olmaz. Hiç korkmazdım. Tek korkum ‘şehitlik’ denen mezarlığın yanından geçerken olurdu. Koşa koşa geçerdim her seferinde. Kalbim küt küt atardı, deli gibi. Peşimden ölüler kovalıyor sanırdım çocuk aklımla. Şimdilerde ölüden değil de diriden korkuluyor. Diriler ölüden beş beter. Kızabilirsen gel de kız kızına. Şimdiki çocukluk, çocukluk değil, maskaralık ama elden ne gelir? Anlaştık kızımla, bundan sonra bir tur atıp hemen dönmesi koşuluyla. O’na güvenmeliyim ki günü geldiğinde O da kendine güvenebilsin, benim gibi.

Böyle dedim ama yapamadım dediğimi. Kızıma güvenmediğim için değil, dirilere güvenmediğim için. Her zamanki gibi o scooter’ında, ben O’nun peşinde.

Çocuk büyütmek uzun ve zorlu bir süreç. Annemin deyişiyle ’tay at olana kadar sahibi mat oluyor’. Hep el bebek gül bebek değil. Her gün laylaylom, canım cicim geçmiyor bu süreç. Çocuk deyip geçmeyin, zordur bu iş. Çocuğun hiperaktifi var, söz geçmeyeni var, birbiriyle anlaşamayanı var, küçüklük çağında yemek yemeyeni var, var da var. Bu işinde iyi günü var, kötü günü var. Annedir, kızsa kızsa ne kadar kızar? Can onun canı. Bir annenin çocuğu için yaptığını 5 kadın bir araya gelse yapamaz. Anne hem evinin işini yapar hem de çocuğunu gözünden sakınır. Anne olma içgüdüsü bambaşka bir şey. Her kadın kendi yavrusuna kuluçka. Hiçbir kuluçka bir başka kuluçkanın civcivini sahiplenmez, civcivlerinin arasına girerse derhal kovalar onu. Doğanında kanunları var kendi içinde.

Anne olmak bana göre bu. Kendinden vazgeçmek demek. Çocukların için yaşamak demek. Bir kez daha şükürler olsun Allah’ıma bana anne olma duygusunu yaşattığı için.

Yorum yapın