Demesi Kolay
‘‘Demesi kolay’ mı dediniz. Hiç kolay değil, demesi bile. Bunu diyebilmek için ne aşamalardan geçtim bir bilseniz. Hala daha savaş veriyorum kendi kendimle. ‘Ya haksızsam diyorum, ya O’na haksızlık ediyorsam, ya O’nu da, kendimi de, çocuklarımı da bedbaht edersem?’ Şimdi boynu bükük masum pozlarında ya! Biliyor beni; acıyacağımı, defalarca denendi, bilmez mi? İş bittiğinde kaldığımız yerden devam. ‘Aklım, aklım, en iyisi benim aklım’ diyecek. Ben de biliyorum, defalarca denedim, bilmez miyim? Getirme bu noktaya. Halep oradaysa arşın burada. Sen beni biliyorsun, bende seni.
‘Ya yetişemez, çocuklarımın ihtiyaçlarına yeterince cevap veremezsem.’ Her gün 7’de kalk, kahvaltılarını hazırla, kızını giydir, kendin giyin, çık, okula bırak, dön, alışveriş yap, pişir, hazırla, evdeki işleri yap, çocukları geri getir… Ya yılar, pes edersem! Her gün bu tempoyu kaldıramazsam. Ya hatalı olan bensem? Algılarım, düşüncelerim beni yanıltıyorsa? Olanları net göremeyecek kadar kafam karışıksa, dengemi ve netliğimi kaybettiysem? Ya da işler umduğum gibi gitmezse? Ne yaparım! Kimi dost bilirim. İyi, kötü, ne olursa olsun babaları, O’nun da canı acır bir nebze, benim gibi olmasa da! Yüzme bilmeyene denizde yılan bile dost. Normalde bunların hepsini yapıyorum zaten. Beni korkutan bir şekilde O’na muhtaç olmak. Söz konusu olan çocuklarım olunca akan sular değil durmak, buz kesiyor. Yılan değil dost, baş tacım bile oluyor.
Arada bunca yıl var, her ne olursa olsun karşılıklı emek var, yaşanmışlıklar var. Orta yerde sipsivri bırakıp gideceksin O’nu diyorum. O kendini sipsivri bırakmaz, değil zaten, bunu da biliyorum ama yinede içim el vermiyor. Kadın olmak bu işte. Almadığınızı vermek. Aptalca ama kadınca. Kadınlar bilir ne demek istediğimi.
Hala boşa koyuyorum, dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor. Kendimle hesaplaşmayı bir türlü bitiremiyorum. Bunları o kadar uzun zamandır ve o kadar yoğun düşünüyorum ki, yalama yaptı düşüncelerim. Beynimin netlik ayarı bozuldu. Doğruyla yanlışın nerede başlayıp nerede bittiğini karıştırmaya başladım. Aynı yerde dönüp durmaktan bıktım, usandım. Ne olacaksa olsun artık. İnceldiği yerden kopsun. Doğru ya da yanlış olması fark etmiyor artık. Bitsinde nasıl olursa olsun. Yoksa ben o yalama yaptığıyerden tırlayacağım. Siz bakmayın bana. Bu benim aptallığım. Kendinizi bu denli zorlamayın. Yazık canınıza. Tabi benim canıma da yazık!’
Yıllarca O’nun bana bir kalkan olduğunu sandım. Beni koruduğunu, kolladığını düşündüm. Velinimetim sandım. Kendine yonttuğunu gördüm, olur dedim, normal dedim, erkektir, yapar, dedim geçtim. Bu deyişler toplandı, koca bir depoyu dolduracak kadar oldu. O zaman baktım ki, asıl koruyan, kollayan, taşıyan benmişim. Acemiyken, toyken anlaşılmıyor. Acemilik dönemindeyseniz, benimki kadar geç olmadan, depo dolup dolup taşmadan, kendinizden çok daha fazla ödün vermeden, kaçın gidin o yabancı topraklardan. Özünüze dönün. Benim gibi aptalca umutlar beslemeyin. Değişir, düzelir, dayan vs. Adam 7’sinde neyse 70’inde de o. Asıl değişen siz olursunuz. Vaktinden, yaşıtlarından daha önce yaşlanmış, yıpranmış ve gücü azalmış. Mutsuz, sarkık bir yüz ifadesi, ışıksız gözler ve bezgin bir vücut. Kendiniz için bunları istiyor musunuz?
Ruhunuzun ve vücudunuzun tasarrufunun sadece ve sadece size ait olduğunu önce kendinize, sonra insanlara ve evrene anlatmanız gerek. Özgürlüğünüz için, mutluluğunuz için savaşın, savaşılması gereken herşeyle. En başta kendinizle.
Yaşadıklarınızı aşamayacağınızı söyleyen, yapamazsın, beceremezsin diyen, sizi yıllarca kul, köle olmaya mahkûm eden iç sesinizle.
‘Burası güvenli, buranın dışına çıkarsan güvende olmazsın, aç, açık kalırsın, çocuklarınla birlikte perişan olursun, O olmadan yaşamını idame ettiremezsin, başaramazsın, sakın yapma, dur durduğun yerde, başına bela mı arıyorsun? Aklını mı kaybettin? Başka kime güvenebilirsin? Sonuçta çocuklarının babası, kötüsü gidip iyisi mi gelecek? ‘Bu da annemin iç sesi, teselli babında, çekmeye devam et demek. ‘Katranı kaynatmakla şeker olmaz’ da annemin bir başka vecizesi.’, hani nerede var? ‘mutluyum’ diyeni göster bana, var mı? Yok, bu saltanatı nerede bulursun, sana kim kıymet verir, zaten senin kıymetin, değerin ne?’
‘Sen bir hiçsin, hem çocukların var, biliyorsun ki onlar senden çok daha kıymetli, onları tehlikeye atamazsın, değil mi? Onların aç, sefil olmalarına yüreğin dayanır mı? Var mı güvenebileceğin, başın darda olduğunda yanında olacak biri, göster, göster de sana inanayım. Yok böyle biri. Herkes iyi gün dostu, herkes alırken iyi. Tek başına altından kalkamazsın. Yapamazsın. Üç çocuğun var, öyle kolay mı? Kolaysa buyur, görelim seni er meydanında, hadi çık, ne duruyorsun, çıksana. Seni geçtik, o çocukların günahı ne? Kendinle beraber onları da düşüreceksin çukura.’ vs vs.
Diyen, dostunuz olduğunu sandığınız, sizi koruduğunu sandığınız, bunları söyleyenin gerçek benliğiniz olduğunu sandığınız iç sesinize anlatmanız gerek. Ona bir cevap vermenizin zamanı geldi de geçti bile!
‘Yalancı. Beni aldattın. Oyaladın. Yıllarımı benden çaldın. Şimdiye kadar bana hiç söz hakkı tanımadın, hep burnunun dikine gittin, hep aklımı çeldin, ne zaman cesaretlensem seni buldum karşımda, dırdır dırdır başımın etini yedin, beni yolumdan çevirmek için bütün yolları denedin, rüyalarıma bile müdahale ettin, sonuçlarını da gördük birlikte. Benden ömrümü çaldın. Çokbilmiş, ukala. Bu kadar mı zordu tek başına hayata tutunmam. Neden bana engel oldun, önüme ket gerdin? Amacın neydi? Beni ömür boyu bu zindanlarda çürütmek mi? Artık kontrolü ben ele alıyorum. Bundan böyle sen benim boyunduruğum altındasın. Benim sözüm geçer. Benim için nerenin güvenli olup olmadığına ben karar vereceğim. Sende bana itaat edeceksin. Anlaşıldı mı? Kıs o sesini, alçak tut ki gerçek sesimi daha net duyabileyim.’
Görecek günlerimiz var daha. Hayal değil, gerçek. Gerçekten istersek başarabiliriz. Gözümüzde büyüttüğümüz kadar zor değil. Buraya kadardı, bitti. Söylememiz gereken sadece bu. Gerisi çorap söküğü gibi gelecek. Deneyin, oluyor mu olmuyor mu bir bakın. Denemesi bedava. Atlayın denize ve yüzün, gidin gidebildiğiniz yere kadar, ardından dönüp bakın kıyıya, nereye kadar yüzdüğünüze. Yüzme bir kere öğrenilince unutulmaz. Kendi kendime yüzebildim, yüzebiliyormuşum, yüzmeyi unutmamışım, başardım, her şey yolunda deyin kendinize. Ve artık mutluluğunuzu yaşayın.
İnanın her ne olursa olsun, yanınızda, yakınınızda sizi koruyan, kollayan, iyi olmanızı, mutlu olmanızı isteyen bir gücün var olduğuna. İçimizde, O hep bizimle beraber. Olası bütün tehlikelere karşı. İnancınızı asla yitirmeyin. Hayatla bağınızı asla koparmayın. Her ne olursa olsun, sıkı sıkı tutunun hayata, neşelenin, canlanın. Hayatın özü bunda saklı. Sizi aşağı çekmek isteyenler olacaktır, direnin, yukarı çıkmak için çaba gösterin. Emin olun çıkabilirsiniz. En önemlisi de hayat amacınızın, var oluş amacınızın mutlu olmak olduğunu sakın unutmayın. Ve inanın kendinize. Kendinizle dost olduğunuzda dünya ile de dost olabilirsiniz.