Press "Enter" to skip to content

Günlük 2uu Ağustos’15

***Onca süre zarfında illa ki demişimdir “az ye de kendine hizmetçi tut” diye, içimden de, yüzüne karşı da, o da sözümü tutmuş olmalı ki üçer beşer’iyle geziyor, mangal sefalarında bizimkinin hizmet ettiği banko, diğer durumlarda neler oluyor bilemem, ev muhabbetlerinde yani, kuyruklarından ayrılmıyor, bütün gün telefon trafiği, evlerde geçen uzuuuun saatler, çayların bizim şirketten olduğunu söylememe gerek yok sanırım, hani bizde de olsa o çaydan, şekerden belki bir şey demeyeceğim de, nerede, üstelik başka şehirlerde ormanlık alanlarda, deniz kenarlarında sefalar, günü birlikte değil, iş için gidiyor adam, biz öyle biliyoruz yani, sefa tam, yarım falan değil, alışmış kudurmuştan beter, doluş arabaya, tam yol gaz, bir kereye mahsus falan da değil, sık tekrarlı bir olay, hep olduğu gibi her pazar sabahtan akşama sadece yatmasının sebebi de bu belli ki, mangal günlerine güç toplamak, eee, orada hizmet, izzet, ikram gerek, ben nasıl olsa evin, onun hizmetçisi, başka işim ne, ben nasıl oldu da unuttum bütün bunları, hiç çilesini çekmemiş gibi üstünü örttüm, aptallığım işte, ölecek diye korkup acıdım. Demek ki bunda da varmış bir hayır, eğer böyle olmasa belki hep çocuklarımın aklında bir acaba kalacaktı, şimdi her şey ortada.

Yılanı deliğinden çıkaran tatlı değil acı dil, bir gün espri yaptı, ne espri ama, kızı büyümüşte ev temizlik görmüş, birde güzel güzel güldü o lafının üstüne, dervişin fikri neyse zikri de o, o an taş kestim, söylenecek söz vardı halbuki, o….na buna para yedireceğine bir kere de kadın tutup evini temizletseydin diye mesela, veya kendin yapsaydın, veya beni sana kim hizmetçi tuttu diye, 3 çocuğuna, ona, evine yetişmişim, ömründe bir tane gömlek ütülememiş, ütületmemişim, ki ben ütülemeyi bıraktıktan sonra gömlek yerine naylon tişörtler giydi, alışmış hazırına ne yapsın, o haldeyken aylarca, yıllarca dükkanına, dükkanıma gitmişim, çocuklarımı daha fazla aç bırakmasın yezit diye, bana o lafı söyleyemeyecek tek kişi o yeryüzünde, isteyen istediğini söylesin, umurum olmaz, ama söyleyen oysa dünyayı titretirim, değil mi ki o çileyi onu taşımak için çekmişim, onca yıl, ben yutar mıyım o lafı, gerisin geri kan kustururum, her ne pahasına olursa olsun.

Demek ki ne geçmişe saygısı var ne de bugüne minneti, bu demektir ki ben onunla hiçbir yere varamam, o benim için çıkmaz sokak. Zaten canım burnumda, hepsinden bıkmışım, yapmaktan, getirmekten, götürmekten, hepsi canıma tak etmiş, sırf bu yüzden “al canımı Allah kurtulayım” moduna girdiğim tarihi bile hatırlamaz olmuşum, yetmezmiş gibi birde üstüne tekrardan kendi eklendi, birde doyum olmayan esprisi, dolu bardak su kaldırmıyor, bir lafı yetti yani, o ana kadar hiçbir şey yoktu halbuki, el bebek gül bebek yaşıyordu, eskisinden daha gıcır, ekmek elde su gölde, kendi ipini yine kendi çekti anlayacağınız, şimdiye dek olduğu gibi yan gel yat osman yaşayıp yan gel yat osman yaşamaya devam edecekti de, olmadı işte, nasip, kısmet, hak yerini buldu, Allah benden yana, onca haksızlık, zulüm böyle bir sonla bitmemeliydi zaten, hal böyle olunca bende kurcaladım onun bunun facebookunu, başka yöntemlerimde var elbette, sonra yazarım, yerin kulağı var, sen kullanmıyorsun diye herkes kullanmıyor değil ya facebooku, bir yerlerden çıktı kokusu, keyifler yerinde yani, fotoğraflardan saklanman da orada olmadığının kanıtı değil, aklınca çok akıllı, her önlemi alıyor açık vermemek için, ama gel gör ki 10 yıl önceki gibi değil hayat, her şey ortada, 10 yıl önce gizli saklı kalıyordu da, şimdi zor, mutlu, musmutlu anlarımız artık facebookta.

Üstelik bu defa oy birliği ile gönderilecek, aile boyu, kendi eden kendi bulur, bu defa çocukları da biliyor ne mal olduğunu, önceki hali ile gitmiş olsa benim evhamım, kuruntum, uydurmam deyip geçilebilirdi de şimdi belgeli, daha fazlasını duymama, görmeme de gerek yok zaten, benim için kafi gördüklerim, bakalım şimdi nasıl gösterecek oyunculuğunu, gerçi tam oskarlık, benden oskarı alır yani, hakkıyla, öyle kolay kolay vermem oskarı hani, ama o hak eder, o kadar ki oğullarım şaşkına uğramış durumda, ben bekliyordum da şoku onlar yaşadı, onca yalan, iki yüzlülük, entrikadan sonra ortaya çıkanlara bakarak elbette.

Allah razı olsun, beni kendinden kurtardı, bu defa ilelebet. Yazıyorum da çok umurumda olduğunu falan sanmayın, bana düğün bayram, taaa en başından beri Allahtan tek dileğim, fazla dramatize etmeyeyim ama ömrüm Allahım kurtar demekle geçti, sonunda gerçekleşiyor, önceleri sözümden dönmeyi yediremedim kendime, sonra çocuklarım vardı, şimdi unum elenmiş eleğim asılmış, tak sepeti koluna, alan hayrını görsün, ben gördüm yeterince.

Twitburç “yeniay ya tamam ya devam dedirtecek” demiş, bugün için, 14 ağustos, benden tamam, enogh, yeterli, tıka basa dolu yani.

***Şimdi durup duruken niye böyle bilendim diyeceksiniz belki, sabaha karşı bir rüya gördüm ve o rüyanın etkisi ile yazmaya başladım, ara ara yazdım, gün artık akşam olmuş, hiç rüya görmem, çok nadir, rüyalar ne kadar garip, her şeyi en ufak ayrıntısına kadar hatırlamak bir yana o durum karşısında hissettiklerinizi bile aynen hissettiriyor size, geçmişten bir rüya gördüm, şu geri giden gezegenlerin etkisi ile olmalı, sanırım bu konuda, yani rüyalar konusunda etkili olan venüs gezegenidir, bundan 10 yıl önce oğlum ortaokuldayken öğretmenlerine benden baskıcı olarak bahsetmiş, yine bir dargın bir barışık bir dönemimizde, hiç durulmadı ki zaten, çocuklarıma baskı yaptığımı söylemiş, bunu hissettim, yoksa kimse birşey demiş değil, sormadım da, ancak demiş, bundan adım gibi eminim, kendi vurdumduymazlığını, sorumsuzluğunu, itliğini, karaktersizliğini görememişte ona, buna beni suçlamış, sabah uyandığımda o zaman bunu anladığımda ve sonrasında ne hissettiysem o duygularla uyandım, sanki o anı tekrar yaşamışım gibi, şimdi hatırlamaya kalksam o şekilde duymam, hissetmem imkansız mesela, puşt. Şerefsiz diye boşuna dememiştim.

Kendi ufacık beyninde benim kendine de baskı uyguladığımı düşünüyor olmalı, üzerimdeki baskıyı görmek işine gelmez elbette, hani birde çocuklarım ona arka çıkacak olsalar zil takıp oynar da, işin ucu öyle değil, çocuklarım onun değil benim arkamda, o hiç yoktu, hiç olmadı ve ben hep çocuklarımın yanındaydım, her şart ve koşulda, istisnasız, onları bir saat bile kendi hallerine terk etmedim, ama ona göre bu baskıcılık, bunu anlayabilmek için beyin gerek, o da onda yok, olsa bugünlere düşmezdik zaten. Para fazlasıyla vardı, 3 birbirinden güzel çocuğumuz vardı ama beyni eksikti, meslenin özü bu işte.

3-5 kadını kendime rakip alacak kadar ne gücüm var ne de isteğim, o kadar paralanılmaya değer olduğunu da düşünmüyorum ayrıca, 7 yıl yüzüne bakmadım, insan diye, 7 ay terk ettim, fırsatın vardı, istemediğin kadar fırsat verdim eline, madem öyle baskıcı idim terk etseydin beni, dengesiz, üzümü ye, bağını sorma, taktik o, şimdi tik tak’ları dinle, çanlar senin için çalacak, benimle ilgili olarak son kez. Yanına kar kalacağını veya bu işten karlı çıkacağını sanıyorsa çok yanılıyor. Acelem yok, biraz daha biriksin deliller, nasıl olsa sonu belli, keyfine baksın o, toptan alacağım ifadesini.

***Memura 2016 da ilk 6 ay için yüzde 4, ikinci 6 ay için de yüzde 4 zam yapılması niyetindelermiş, sadaka niyetine olmalı, zeytinyağına bir defada yapılan yüzde yüz zamma bakılarak elbette, bir zeytinyağı olsa yine iyi, o işlere hiç kendileri bakmıyor, ne erdoğan ne de davutoğlu, cami aç desen koşa koşa giderlerde bu milletin maaşından, rızkından kesmekle ilgilenmezler, hayır, sevap adamları ne de olsa, bugün yine Rizedeymiş erdoğan, dağın başına cami açmış, gerçekten dağın başı, lafın gelişi falan değil, öyle ki, bugün 14 ağustos, ona rağmen sisten göz gözü görmüyor dağda, Rize hep yağmur, hep sis, kim çıkacak o dağın başına namaz kılmaya her gün, hangi akla hizmetle dağın başına cami yapılır ki, bir tane oturan, bir tane ev yok dağda, ayılar mı namaza başlayacak yoksa, tövbe estağfurullah, bunlar adamı dinden imandan da ederler, ayılarda da rahat bırakmadılar, nereye gitseler insan, hes’ler, madenler, camiler, ne isterler ki ayılardan, düz ovada yer mi kalmadı, ne gereksiz paralar harcanıyor, sokağa atılıyor gözümüzün önünde, dağda cami, akıl edenin aklını seveyim, parasız otobüs koyacak dağa belediye belli ki, 5 vakit, siste dağdan aşağı yuvarlanmazsa elbette.

***15 ağustos, twitburç boğalar için “yalnız olmak yanlış bir kalpte olmaktan iyidir diyor” demiş, ne yapsam, ne düşünsem biliyor, bu kadından kaçış yok vesselam, sırların aralanmasını da bilmişti, fark ettiniz değil mi, ne o uydurdu ne ben uydurdum, aynı anda aynı şeyler gerçekleşti, benim kalbim bana yeter, yeter ki vırvır, dırdır olmasın, eksik olsun kimsenin kalbi, akciğeri, karaciğeri, bana lazım değil, benimkiler beni şimdilik götürüyor, amaaan, gittiği yere kadar, dünya bana mı kalacak, zaten uzatmalara başlayalı çok oldu, çokta derdim değil bu dünya.

Erkek dediğin kadının başına bela, fark etmiyor iyisi kötüsü, erkek eşittir kadına iş, iki de oğlum var, onların her işleri de benim üstümde, fark etmiyor, sevsende bir, sevmesende, seversen, ki oğullarımı seviyorum elbette, çokta dokunmuyor yaptığın iş yoksa erkek eşittir kadına iş, yük, ben artık iflah olmam bu konuda, öyle diyorsam öyledir.

***Yaşamak, daha çok yaşamak umurumda tabi, niye olmasın ki, benimle daha uzun zaman birlikte olmayı dileyen, isteyen 3 çocuğum var, bu bile yeterli bir sebep, bende onlarla daha uzun zaman birlikte olmak istiyorum hem, geri aldım sözümü, Allah duamı kabul eder falan, korktum vallahi, diğer dualarımı kabul etsin, dedikten sonra, buradan sonrasını iyi okuyun, bir ay kadar önce yumurtaların bozuk çıktığını yazmıştım, o gün bugündür yumurtalarımı yakınımdaki köyden alıyorum, öncedende bir iki kez almıştım, köy dediysem şehrin ortasında artık, evime 500 metre uzaklıkta, bir yaşlı karı koca, 70’li yaşlardalar, o köyde doğup büyümüşler, her gidişimde çok ilgili davranıyorlar, bir gidişimde kadına rastlarsam diğer gidişimde adama rastlıyorum, veya her ikisine, ikisi de öyle, beni gördüklerine seviniyorlar, bende aynı ilgi, sevgi ve saygı ile karşılık vermeye çalışıyorum, sonuçta bu bir alışveriş, demek ki paraya ihtiyaçları var diye düşünmedim değil hani, bana olan ilgilerine istinaden, bugün abla ile yarım saat kadar oturdum, ağacın gölgesinde, kızımla birlikte, laflandık, hoşuna gitti, laf arasında kiramın ne kadar olduğunu sordu, söyleceğim rakamla onu ezmemek, rencide etmemek için söylemekten çekindim önce ama olduğu gibi de söyledim, yalan söyleyecek değilim, sonuçta rayiç belli, bin beş yüz lira dedim, lafın girizgahıymış meğerse, bu aralar çayyolu tarafı gökdelenlerle doluyor, 5-10 dakika mesafedeki arsalarına 4 büyük blok inşa ediyorlarmış, yani gökdelen, en azı 20 katlı, “2 blok müteahhitin, müteahhit almadan verir mi” dedi, buradan benim anladığım elbette diğer 2 bloğun onların olduğu oldu, müteahhitin 2 bloğundan bana ne, kadın hayıflanıyor müteahhite giden 2 bloğa;)))

Koyunları, inekleri varmış eskiden, şu anda bile 3 traktörleri var, oğullar, torunlar tarla ekip biçiyorlarmış, buğday, arpa, kavun tarlaları, şehirde oturdukları için ben görmemişim onları, sen 70 yıl böyle yaşa, sonunda piyango vursun başına ama kullanım süresi kısıtlı, can bedenden neredeyse gitmiş, adamın elleri titriyor yumurtayı verirken, kadının dizleri tutmuyor, fizik tedaviye gidiyormuş, sobalıymış oturdukları ev, sobanın kovasını bile birlikte kaldırıyoruz diyor kadın, neylesinler o yaştan sonra o parayı, çocukları, daha çok torunları yaşadı, o dairelerin her biri 1 milyon civarı, 2 blok vardır en az 50 daire, belkide 100, sayısını söylemedi, ben olsam bende söylemem, sayarsan bereketi kaçar;))) var işte deyip geçiştirdi, sonrasında söyledi blok adetlerini, tabi benim başıma da blok düştü o esnada, blok, blok, blok şeklinde;))) blok blok sayıyor kadın, tek tek nasıl saysın;))) çok olunca;))) belkide tam olarak bilmiyordur sayısını, bilemeyebilir yani cidden, benim verdiğim kira az geldi, iki bin beş yüzmüş o evlerin kiraları, yoksa beni kiracı almaya niyetlenmiş gibiydi;))) ne umdum, ne buldum, ummadığın taş baş yararmış gerçekten, bana sattıkları yumurtaya sevinecek bir durumları yokmuş ortada, bana 3 kuruş param için değil ben olduğum iyi davranıyorlarmış, böyle olduğuna daha çok sevindim, ne güzel insanların hala arada bir çıkar olmadan da birbirlerini sevebilmeleri, beni her gördüklerinde sadece ben olduğum için sevinmeleri.

Ortada 3 traktöre iş çıkartacak kadar arazi olduğuna göre kadın beni daha fazla ezmemek için diğerlerini söylememiş olabilir mi, büyük ihtimalle öyle;))) parayla imanın kimde olduğu bilinmez sözü de doğrulanmış oldu böylece, Bana da “adaletin bu mu dünya” demek düştü, bir kez daha.

Şimdi düşünüyorumda kadın her hareketime dikkat ediyordu, parayı veriş, alış biçimim, ona davranış biçimim, her şeyi elekten geçirir gibiydi, hepsinden pekiyi ile geçmişimdir, ne demişler, ev alma komşu al;))) evi almış zaten yeterince, komşusu eksik, bir evin lafı mı olur hem, elli, yüz evin arasında;))) açık açık söyledi sizde orada oturun diye, teklif ondan geldi, vallahi ben bilmem artık, söz ağızdan bir kere çıkar.

Burası şaka, kadın kendine kiracı arıyor olmalı, o kadar sayıda kiracı bulamazsam diye korkuyor olabilir elbette, paralı kiracıyı bulmuşken kaçırmayayım demiştir, bende olsam bende korkarım, yüz eviniz olsun ve boş kalsın, korku filmi gibi. Yukardaki meseleye geri gelirsek, benimde beklentilerim, dualarım var tabi, hatta bana verilmiş bir söz bile var, kızım 1.60 olduğunda diye, kızım tam 1.60 şu an, 20 gün önce uzadı, kızım 1.25’ken verdi bana o sözü, ne yapsamda hatırlatsam ki sözünü, inşallah bu yaşananlar, yaşadıklarım bir başlangıçtır, o sözün başlangıcıdır benim için. Şimdi yine merak edersiniz nasıl bir sözmüş bu diye, karşılıklı görüşmedik elbette, rüyamda o zamanı, kızımın 1.60 olacağı zamanı işaret etti, bende yıllarca onu bekledim, bir umut diyerek, bu daha başlangıç, mücadeleye devam.

***Vazgeçtim ayol, iş “nasıl olsa geliyora” bağlanınca ifadeler değişti, nasıl olsa gelemeyebilirim aslında, bildiğin paragöz bunlar, benden 30 lirayı alırken bile gözleri ışıldıyor, dünyaya sahip olsa ne olur, insanın gözü tok olacak, yoksa ne bulsa yine gözü doymaz, yine gözü doymaz, baksana diğer 2 blokta kalmış aklı, kendi 2 bloğuna sevineceği yerde giden 2 bloğa yeriniyor, yok daha neler, yok bedavaya yapıp hepsini sana verecekti müteahhit, işçiler, makineler, malzeme gökten yağıyor müteahhite, kendine gökten yağmış ya herkese öyle yağdığını sanıyor, yazık olsun o paraya, para mı yolunu şaşırıyor, anlamıyorum ki bu işi? Adam sende, her koşulda onlardan daha zenginim, gönül zenginliği maddi zenginlikle boy ölçüştürülemez bir nimet, ve onlar asla buna sahip olamazlar.

***Meme kanseri olan bir arkadaşımdan bahsetmiştim ya, yazmayı unutmuşum, uzun yıllardır siyah saç boyası kullanıyormuş, 20 yıldır falan, gerçi o tavuk, şeker, mısır şurubundan yapılan şekere bağlıyor daha çok ama bu ihtimalde var bana kalırsa.

***Kulak çınlaması çok artmış, bende de var, yukarıda iz bırakan uçakların etkilerinden biri olarak yazmıştım kulak çınlamasını, ama bence bilgisayarların çok parmağı var bu işte, hatta belki tv lerin de, ne zman ıpadi elime alsam anında çınlama başlıyor, hareketsiz, otomot hayatlara döndü hayatlarımız, o köydeki kadına bakıyorum, onca yaşına ve dizlerinin ağrısına rağmen bütün gün çalışıyor, bahçede, tavukların peşinde, bizse otomatik robotlara döndük, gerçi ben eskiye göre oldukça azalttım bilgisayarda geçen süremi, oyalanmıyorum artık ona buna, bakacaklarım belli, çok oyalanmadan kapatıyorum, ama bence asıl bela akıllı telefonlar, bütün gün el altında, kızıma 4 ay önce aldık, onun da kulağı çınlamaya başlamış, oğlumun elinden hiç düşmüyor zaten, birbirlerine yapışık yaşıyorlar, ben kullanmıyorum, eski tip bir telefon kullanıyorum, kullanmayı da düşünmüyorum, sanal aleme günde bir veya iki kez bakmak benim için yeterli, daha fazlasına gerek yok, whatsupmış, twittermış, swarmmış, zartmış, zurtmuş, beni hiç ilgilendirmiyor, facebooka bakarım, tanıdık, eş, dost için, bir iki de köşe yazısı, sonra yazacağım varsa yazar çıkarım, o kadar, birde gündüz saatlerinde bakmaya çalışırım, gece gözlerimi çok yormamak için, orada yazılan hiçbir şey gözlerimden önemli değil ve okunması acil değil, sabahın şerri akşamın hayrından iyidir derlerdi eskiden, aynen öyle, akşam karanlığında okuyacağıma ertsi gü bekler gözümü yormadan okurum, yazılanlar bir yere kaçmıyor ya, ah birde çocuklarım kullanmasalar, hiç değilse az kullansalar, ama azı yok işte o işin, bir dadandın mı kolay kolay kurtuluşu yok, kumardan beter. Neyse kapatıyim, sizde çok durmayın bilgisayar başında e mi;))) Beni okuyun yeter;)))

***Koca yaz geçmiş, bir evin dışına çıkıp yürümemişim, niyeyse, 3 akşamdır yürüyoruz çocuklarımla, hayat dışarda evden daha güzel, dünyanın işini ben bitireceğim sanki, yap, dön arkanı yine aynı, ne olacaksa bu iş yapmanın sonu, bir aya kalmaz kış gelip dayanır kapıya, yavaştan soğumaya başladı hava, leylekler göçe başlamış bile, İstanbul’da bir uçak kalkarken leylek sürüsüne girip geri dönüş yapmış.

Bu sefer gerçekten azimliyim, kış gelene kadar her gün yürüyeceğim, kilo verir miyim, veremez miyim bilemem ama deneyeceğim, hep böyle bir heves başlıyorum ve arkası bir türlü gelmiyor nedense, yani sadece kilo için değil sağlıklı olmak içinde yürümemiz şart, yürümek için zaman ayırmamız şart çünkü eskisi gibi değil ki, bir yerden bir yere gitmek için yürümüyor araç kullanıyoruz, bu durumda yürümek için vakit ayırmalıyız kendimize, yoksa şişip şişip öylece kalacağız.

***Türk bir kadın Amerika’da bin dolara kahve falı bakıyormuş, internet sitesi falanda varmış! Türk’ün farkını koymuş kadın.

***Yakındaki inşaatta temeldeki kayayı kırma işi bitti, tık tık tık sesinden kurtulduk derken şimdide beton mikserleri başladı, aynı anda iki ayrı yerden iki ayrı beton mikseri ile dökülüyor, seri olarak, beton mikserlerinin bir gidiyor diğeri geliyor, ne komplike bir iş bu inşaatçılık, üstelik bu kez geceli gündüzlü çalışıyorlar, şu an saat gece 1.41, hala çalışıyorlar, sıcak bir yandan ses bir yandan, uyu uyuyabilirsen.

***Saat 2 gibi bıraktılar çalışmayı, bende uyumuşum, sabah sekizde bir gök gürültüsüyle uyandım, yer gök inliyor, yağmur başlamış, kalkıp bütün cam ve kapıları kapadım, gece belliydi zaten havanın sıkıntısı, hayatımda duyduğum en büyük gök gürültüsüydü, hani gök gürültüsü genellikle bir taraftan gelir ya, bu her taraftan geliyordu, bir o yandan, bir bu yandan, bir öbür yandan, gökyüzünde bateri çalınıyormuş gibiydi.

***Söz konusu blokları gördüm, her gün önünden geçiyormuşum zaten, bitmiş durumda, teslime hazır, her bir blok 100 daire, her bir daire 200 metre kare ve son derece lüks, yaşam alanları zart, zurt, bildiğin rezidans yani, artık yorum yok, ne diyeyim ki, alan almış, satan satmış, sallamadığı ne malum, hem bana ne, yumurtalarını da kendi yesin, yolundan geçmem bir daha, beni hak etmeyenden, bana insan olmayandan uzak dururum, başka ne yapacağım ki.

 

 

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *