Hayattan
Dilek, Ayşan ve Nisan dün ölüme gittiler. Dilek, Ayşan ve Nisan’ı porsuk çayına verdik. 24 yaşındaki Dileği, az önce emzirdiği 6 aylık bebeği Nisan’ı, 5 yaşındaki ablası Ayşan ile birlikte porsuk çayına dün ölüme atan nedeni biz düşünmeyelim. İnsanı iki kızıyla birlikte ölüme sürükleyen nasıl bir acıdır? Neler yaşamıştır Dilek bu aşamaya gelinceye dek? Neler düşünmüş, neler hissetmiştir? İnsan bile bile iki çocuğunu ve kendini nasıl ölüme atar?
Anneler ölüme atlarken geride bırakacakları izleri de siliyorlar. Ölüme güveniyor, hayata güvenmiyorlar çocukları için. ‘Benim yaşadıklarımı çocuklarım yaşamasın’ diyorlar. ‘Alın işte, çok kıymetli hayatınız bu kadar kötü’ diyorlar. Sevmedikleri için mi öldürüyorlar çocuklarını? Sevmiyorlarsa neden ölmeden ve onu öldürmeden az önce emziriyorlar? Kafa yormayalım bunların üstünde. Bir kenardan oturup izleyelim. Sonra bir iki ‘ah vah’ deriz arkasından, olur biter. Diğer Dilek’leri de düşünmeyelim. Kadınlar 3. sayfa mağdurları olmaya devam etsinler. Bize ne! Nasıl olsa bizim yerimize birileri düşünür. Biz duymayalım, görmeyelim, söylemeyelim ki, Dilek’ler bir çığ gibi çoğalsın.
Kim sorumlu Dileğin ve kızlarının ölümünden? Kocası mı? Kim bilir belki o da ağır şartlar altında eziliyordur, ezilmiştir, Ayşan’a ve Nisan’a para kazanabilmek için. Beklide duyarsızdır. Bilemezsiniz. Annesi mi? Babası mı? O’nu kocasının ve şartların yanında güçsüz bırakan toplum mu? Yasalar mı? Dar kafalarımız mı? Benciliğimiz mi? ‘Benden sonrası tufan’ anlayışımız mı? ‘Hep bana, Rab bana’ deyişimiz mi? O gözü doymayan hırsımız mı? Bir Nisan kaç bilezik eder? Yavrum. O hepimizin yavrusu.
Toplum cezalandırıyor kadını. Sen doğurdun, suçlusu sensin, al ne halin varsa gör. Çocuk ve kadın yalnız bırakılıyor, dışlanıyor kadınlar çocuk büyüyene dek. Çocuğuyla birlikte tekrar büyümeye mahkum ediliyor kadın. Kendi de çocuk, çocuktan ne anlasın? Karnında büyürken bir şey istemiyor bebek. Ama kucağına aldıktan sonra ne istediğini anlaması, bütün isteklerine cevap verebilmesi bekleniyor o küçük kadından.
Yalnız bırakılmamalı kadın. El etek çekilmemeli çocuklu kadından. Doğan çocuk sadece kadının çocuğu değil, hepimizin çocuğu, geleceğimiz. Onun başarısıyla sevinecek, yenilgisiyle üzüleceğiz. Bu duyguları yaşamayı hak edebilmek için el vermeli, el birliğiyle büyütmeliyiz çocukları ve çocuk olan anneleri. Sadece mutlu anneler, mutlu çocuklar büyütebilir. Bütün sorumluluk bir kadının üzerine yıkılmamalı. Hatta bir kadının ve bir adamın üzerine de yıkılmamalı. Kimin fazladan bir ya da birkaç saati yok ki?
Kargalar sürü halinde yaşamaz ama bir karga yavrusu tehlike altında olunca hep birlikte korurlarmış, geleceklerine, nesillerine sahip çıkmak adına. Karga kadar olamadık, insan olmaktan bahsediyoruz. Bir Nisan’a sahip çıkamadık. Yazıklar olsun bize! Ölçülebilir mi Nisan bilezikle, yüzükle?
Parası olanlar Allah rızasıyla ölüyor, Dilek kendi rızasıyla.Onların parası var hayatta değiller. Dilek parası, güvencesi olmadığı için hayatta değil. Yok mu bunun bir orta noktası? Orta nokta hakça paylaşım. Lazım olandan fazlasına göz dikmemek ki, diğer lazım olanlara da kalsın, pastadan pay alsın, onlarında kadınlı, erkekli, çocuklu yaşam hakkı olsun. Sevdiğim bir söz var. Aşırı hırs öldürür. Hırsın, doyumsuzluğun sınırı yok, başı yok, sonu yok. Ben bu uğurda elimden geleni yapmaya, bana lazım olandan fazlasına göz dikmemeye kararlıyım. Dünyaya direk mi dikeceğim? Kalacağım belli bir süre. Nisan 6 ay kaldı, Ayşan 5 yıl, Dilek 24 yıl. Bense 43’ü garantiledim, ötesi Allah’a kalmış. Sizinki ne kadar? Kuşlar gibi gün bulup gün yemeye, Allah’ın bana rızkımı vereceğini bilmeye kararlıyım. Felaketinden, gazabından beni korusun, kollasın yeter. Benim yaptığımı siz yapabilir misiniz? Bu kadar mı kaybettik Allah’a olan inancımızı? İnsanlığımızı? Haşa Allahlaştık mı? Küçük dağları biz mi yarattık?
Dileğin yeterli parası olsaydı belki de Dilek, Ayşan ve Nisan hala hayatta olacaklardı. Dileği, Ayşan’ı, Nisan’ı kim geri getirebilir? Var mı tanıdığınız bu kadar güçlü biri? Ama gitmelerine engel olabilirdik, olmadık.
Dileği ölümüne yalnız bırakan bizleriz. Sadece 24 yaşında Dilek. İki çocuk annesi. Kendi büyümüş mü sanki? O da çocuk! Ne almış hayattan? Ne yaşamış? Ya Nisan? Nisan ayında doğmuş. Şimdi ekim ayındayız. 5 küçücük ay. Topu topu bu kadar yaşadı. Kimin ne hakkı var bunları Nisan’a yaşatmaya? Hayat bir oyun değil. Oyuncak etmeyelim kadınlarımızı, kızlarımızı. Sonuna kadar koruyalım onları. Onlar var olduğunda, mutlu olduğunda biz de mutlu olabiliriz. ‘Tek başına mutluluk’ diye bir şey yok. Dilek, Ayşan ve Nisan kanlar içindeyken bizim sahte kahkahamız kaybolur gider uzamda. Kendimizi kandırmayalım. Hepimize az çok yakın bir Dilek var etrafımızda. ‘Ne yapabilirdik ki’ demek, bizi insani sorumluluğumuzdan alıkoymaz.
Göz, kulak olun çocuklarınıza, etrafınızdaki çocuklara. Oluruna bırakmayın hayatı. Onların gözlerinin içine bakarken yan gözle sağına soluna bakmayı da ihmal etmeyin. Gerekli gördüğünüzde müdahale de edin. Unutmayın, onların hayat tecrübeleri sizin kadar geniş değil. Dışarıdan bir bakışa, farklı bir bakış açısına gerek duyulabilir her zaman. Ezdirmeyin eloğluna, elkızına çocuğunuzu. Mağdur olan hep kadın olacak diye bir şey yok. Bu bazen tam terside olabiliyor. Nedense hep iyi kötüye, kötü iyiye denk düşüyor.
Dileğin çocuklarına ve kendine sahip çıkabilecek kadar yeterli parası olsaydı, gözü doymayanların sahip olduklarının milyonda, milyarda bir sahip olduklarına sahip olabilseydi, Dilek hayata güvenebilseydi, o üç güzel kız, Nisan, Ayşan ve Dilek hala hayatta olacaklardı. Bizim gibi, bizimle beraber.
Çok dokundu bana, Dilek, Ayşan ve Nisan. Ağladım onlar için, pek çok kez. Onlar için mi, kendim için mi, orası pek belli değil. Yakın hissetmek değil belki, yakınımda hissettim onların atladığı ölümü. Öyle ince bir çizgideki hayat bazen. O tarafla bu taraf arasında kalmak. Neyse ki zaman zaman yaklaştım ama hiç o kadar ucuna gelmedim hayatın. Amaç o çizgidekileri olabildiğince azaltmak olmalı.