Press "Enter" to skip to content

Gündem 2ı Ağustos’14

***Bugün 2 ağustos; önümüzdeki 15 gün boyunca Türkiye sirkülasyon olacak; tatile gidenler; memleketine gidenler evlerine; oy verecekleri yerlere dönecekler ve belkide bir daha geri dönecekler; tatillerine veya memleketlerine; kişisel olarak bakıldığında da bu büyük bir külfet olmakla beraber Türkiye bütçesi olarak bakıldığında çok büyük bir külfet; yazık, günah değil mi o yollara dökülecek olan paralara; insanların yol yorgunlukları da cabası; bu seçim 10 Ağustos yerine 10 eylülde yapılmış olsa yer yerinden mi oynar; A. Gül 1 ay daha vekaleten bakamaz mı c. b. makamına; yok; bizde 2,3 senede bir bu böyle; milletin parası çok ya sokağa döktürüyorlar.
***Bülent Arınç Hazretleri ?akp giderse gelecek hükumet 3 ay maaş ödeyemez? buyurmuşlar; adam haklı; o kadar bitirdiler ki talanla hazine tamtakırdır şimdi; kalanla 3 ayı çıkarırlarsa iyi; bunu Arınç bilmeyecekte ben mi bileceğim; geçenlerde milli piyango gitti; son günlerde de; yani bu bayram sonrası SGK değişik illerdeki binalarını satışa çıkarmış; kimlere gideceği zaten bellidir; bina satışına kadar düştüler yani maaşları ödeyebilmek uğruna; Allah?tan hayırlısı hakkımızda. 
Maaşların hala ne şekilde ödenebildiği ortada; satıp savarak; satacak şey kalmayınca ne yapacaklar acaba?
***Yukarıda söylediğim Ali Babacan tarafından geçen hafta doğrulanmış; “Türkiye?nin Mayıs ayı sonu itibarıyla 12 ay içerisinde ödemesi gereken kamu artı özel dış borcu için nereden baksanız 220 milyar 230 milyar arası bir finansman ihtiyacı var. Dolayısıyla bizin bu finansman ihtiyacını için bu çarkın dönmesini sağlamak için, ileriye doğru 5 yıl 10 yıl makul bir resim ortaya koymamız lazım. Kararlı ve güçlü bir politika ortaya koymamız lazım ki bu finans akışı böyle devam etsin. Yoksa bir flu olursa, bir önünü göremez olursa ya Türkiye nereye gidiyor? Türkiye hesabını kitabını bilerek mi hareket ediyor yoksa Türkiye ipin ucunu kaçırmış artık nereye gittiği belli değil mi? Böyle bir endişe oluşursa Allah korusun o tabi riskli bir durum. Çok dikkatli ölçülü hep güven veren, ön görülebilen bir ekonomi politikası bizim başarımızın temeli? demiş.
Bindik bir alamete; gidiyoruz kıyamete.
***?Beddua etmek haksızlığa asla caiz değildir. Ama yüreği yanan insanlar, o yüreğini yakan insanlara beddua etmeye hakkı vardır.. Allah, seni muvaffak eylemesin Tayyip! Cumhurbaşkanlığına değil, hiçbir makama muvaffak eylemesin. Vatanı satıyorsun, devleti satıyorsun, halkı mahvediyorsun, açlığa ve sefalete mahkum ettin. Allahtan kork, kuldan utan!?
Bu da Zekeriya Beyaz?ın bedduası; hep Feto edecek değil ya; bilindiği gibi Zekeriya Beyaz bir din hocası; ancak muhalif bir hoca olduğu için unutturulmaya çalışılıyor.
***Bir diğer hocamız Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Ekmeleddin İhsanoğlu için ?İhsanoğlu başka bilim insanların eserlerini alıp kendi imzasıyla yayınlayarak profesör oldu; İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu?nun da bu mesele yüzünden üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı? demiş; evet; ta en başından beri, yani E. İhsanoğlu piyasaya çıktı beri bu söylenti var ortalıkta; bizde ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler; vardır bir doğruluğu.
 ***Erdoğan Kocaeli mitinginde ?Bankalara gidip paranızı yatırdınız mı? Mesele para değil, 1 lira da olsa ?Ben de varım? demek? demiş; dağıttığı kömür ve makarnaların iadesini istiyor anlaşılan; her mitinge giden 1 lira yatırsa iyi para eder; hala ihtiyacı mı var paraya; hayret!
***?Örgütün faaliyetlerini yürütebilmesi için Bosphorus 360 unvanlı bir şirket kurduğu; şirketin resmi olarak Cengiz Aktürk ve eşi üzerine olmakla beraber gizli ortaklarının Yasin El Kadı?ya vekâleten oğlu Muaz Kadıoğlu, Usame Kutub, Abdülkerim Çay ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan?ın oğlu Necmeddin Bilal Erdoğan olduğu; şahısların Ortadoğulu yatırımcılara genelde inşaat olmak üzere yatırım yapabilecekleri projeler ayarladıkları, bu projeleri seçerken istedikleri fiyata alabilecekleri ve istedikleri imarı çıkartabilecekleri için devlet arazileri üzerine yapmayı planladıkları ve maliyeti düşürmeyi amaçladıkları anlaşılmıştır.?
Bu paragraf bir türlü sonuca ulaştırılamayan fezlekeden bir bölüm sadece; teferruatları ile işlenmiş Cumhuriyet?te; dün; ?Bilal, ay, özür dilerim, arkadaş? başlıklı yazıda; bugün yeni bir yazı daha var bu konu hakkında; ?AKP?nin susurluku? diye; Can Dündar yazmış; yine dinlemelerden; yani fezlekeden yola çıkılarak yazılmış; dinlemelere takılan bir konuşmada Cengiz Aktürk, Fatih Saraç?a ?Bu iş, yarın ?Beyefendi?ye sıkıntı verecek. ?AKP?nin Susurluk?u? diyecekler.? diyor. Ne konuşmalar var; okuyun derim. Cumhuriyet tapeleri arkası yarın yapmış; yayınlamaya devam edecekmiş; eh, bizde okumaya devam.
***?Cemaat?e mensup polisler, Emniyet?in önemli birimlerinde bir hâkimiyet sağladılar, bu doğru. Ama oraya yerleştiren, üçlü kararname; Pennsylvania değil. Kanunlar da Pennsylvania?da değil, Meclis?te çıkarılır. Çünkü orada hukukun ihlal edilerek, denetlenemeyecek yetkilerin verilmesi, Meclis?ten geçti. Belki ben de oy vermişimdir, bilmiyorum! Ama o zaman bunun yanlış olduğunu ifade ettim.? AKP kurucularından Dengir Mir Mehmet Fırat; akp?nin son milletvekili firesi.
Üstelikte bir paralel bile değil; öz be öz akp?li; ?o zaman uyardım? diyor; paralel olmadığı kesin; akp, üstü örtülmeye çalışılsa da içten içe kaynıyor anlaşılan.
***Bugünkü dinlemelerden bir bölüm; 
KİPTAŞ Genel Müdürü İsmet Yıldırım; ?Abi; şu bizim Çatalca meselesi vardı ya??
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar; ?Evet??
KİPTAŞ Genel Müdürü İsmet Yıldırım; ?Bunlar diyorlar ki, ?Bu Çatalca?daki yeri de rezerv alanı ilan etsek???
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar; ?Olur mu öyle şey ya! Ben neye istinaden yapacağım orayı rezerv alanı İsmetçim ya; neye istinaden? Etiler?de maksimum 1 emsallik yere 3 emsal verdik. Ne kadar pis iş varsa bize yaptırmaya çalışıyorlar. Bu işlerin hesabını sonra kim verecek? Bizi asarlar!?
BİZİ ASARLAR; buradaki en can alıcı söz bu; Can Dündar şöyle bitirmiş yazısını;
17 Aralık?ta Başbakan?ın ?Beni rahatlatacak bir deklarasyon yap? diye önüne koyduğu istifa mektubunu imzalamayan Bayraktar, NTV?den arandığında arabasını kenara çekip canlı yayında ne demişti:
?Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bölümü Sayın Başbakan?ın talimatıyla yapıldı. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Başbakan?ın istifa etmesi gerekir.?
O Başbakan, şimdi o millet ve vatana Cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor.
***Kızılay, Kumrular sokağın üst kısmındaki devlet mahallesi satışa çıkarılmış; sonuna kadar satmaya kararlılar anlaşılan bu devletin mallarını, topraklarını; maaşları neyle ödedikleri belli; onlar bitince ne ile ödeyecekler acaba; vicdansızlar; Kızılay?ın göbeğinde 102 dönümlük bir alan; değeri 1 milyar dolar civarındaymış; o alanda ilkokul, kütüphane, hükumet konağı, 2 katlı lojmanlar, TMO binası, Emekli sandığı binası vs. var; ben bildim bileli o sokak öyleydi; benim bildiğim 30 yıl; daha öncesi de vardır.  en az 40-50 yıllık ağaçlarla dolu o mahalle; hepsini bir gecede indirirler alimallah; satıldıktan sonra kimseninde karşı çıkma hakkı olmaz.
Devlet mahallesini bile satacak kadar ayağa düşmüşler; anlayın artık ne haldeyiz!
***Uğur Dündar ?sandığa gitmeyen bir daha Atatürk?ün adını ağzına almasın? diyerek E. İhsanoğlu?nu işaret ediyor; Emin Çölaşan direkt ?oylar Ekmel beye? diyor; Banu Avar  ?İnsanları aldatmak, onlara aldatıldıklarını anlatmaktan çok daha kolaydır?? diyerek hiçbirine oy vermeyin diyor; benimde Ekmele oy vermeye elim varmıyor; derken kaldı 4 gün şunun şurasında.
***El mahkum; oylar Ekmel?e; ekmel için değil ama; Tayyip için; Ekmel?i Tayyip karşısında bir oy olsun üste çıkarmak için; Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Bekir Coşkun ve diğer solcu yazarlardan daha solcu değilim ya; onlar ne derlerse o yoldan gitmemiz gerek; Emin Çölaşan neredeyse yalvarıyor seçmene; ?oy verin? diye; onu duymamazlık, görmemezlikten gelemem; Banu Avar haksızdır demiyorum; haklıdır ancak Tayyibi durdurmanın; hiç değilse tökezletmenin başka bir yolu yok; oyum Ekmel?e; ama tayyip aşkına.
***Günlük olayları günlük sayfasında yazıyorum ancak bugünkü olanlar bu sayfa ile daha ilgili; eski komşuma, mahalleme gittim; yüzüncü yıla; oğlum ve kızım yanımda; etrafta kimse yok; dışarıdayız ama bir Allah?ın kulunun göremeyeceği bir yerde; iki tarafı yüksek mazılarla çevrili uzun bir merdivenin orta yeri; 17-18 yaşlarında iki gencin ellerinde arapça yazılı kitaplar var; satıyorlar; üstümüze üstümüze geldiler; oğlanla benim aramda ya 5 santim kaldı; ya da yok; uzaklaşmasını sert bir dille ihtar ettim; bana ?insanları horlamayın; ihtiyacımız var, o yüzden satıyoruz? dedi; bende ?ihtiyacın varsa git çalış? dedim; yürüyüp gittiler; o 5 santimlik yaklaşmanın ardında tehdit var, göz korkutma var; aklına gelebilecek her şey var; o anda bir bıçak çekse hiçbir kaçışın yok; ki yanımda çocuklarım var; yalnız değilim; 18 yaşında oğlum ve 13 yaşında kızım; yalnız olsam veya korksam eşek gibi satın alacağım o kitaplardan; haraca kesiyorlar yani milleti; ya alırsın, ya alırsın tavrı ile; kim bu yeni yetmeleri böyle palazlandıran; ağızlarına o lafları veren; tayyip; bugün bu haldeysek; malımızın, canımızın emniyeti yoksa onun; tayyipin yüzünden; işte sırf bunun için bile olsa vereceğim Ekmeleddin İhsanoğlu?na; cumhurbaşkanı olursa neler olacağından Allah bizi korusun. Ekmeleddin İhsanoğlu hiç değilse tayyip gibi değil; ılımlı. Hırsız değil; bir yerde hırsızlığı kanıtlanmış değil; tayyipte ne ararsan var; yüzsüzlüğü, utanmaz adamı oynayışı da cabası; milletin adamı değil ?utanmaz adam? o.
Ekmeleddin?in de feto?nun adamı olmak gibi bir olasılığı oldukça yüksek; onuda göz ardı etmemek gerek elbet ancak şu aşamada ilk kurtulmamız gereken tayyip; ekmel ve feto?yu da daha sonra hallederiz artık; inşallah. Bugün Ekmeleddin İhsanoğlu?na oy yeriyor olmam yarın ona karşı durmamamı gerektirmiyor; bu oy karşılıklı bir iş akti değil; anında fesh edeceğim bir kerelik bir anlaşma gibi sadece; yoksa benimle Ekmeleddinin aynı safta yer almamız hayal bile edilemez.
Ancak; bakara makara sallayanla, ülkeye 1,2 füze yolllayanla aynı çanaktan yiyip içen ve bütün bunları bilmesine rağmen 8 aydır hiçbir şekilde bu konuda tek laf etmeyen; ki herkese, her önüne gelene sataşmasına rağmen; ve ilişkisini aynı mertebede sürdürenle hiç işim olmaz. Para dolu ayakkabı kutularını, büyük boy para kasalarını, üstelik bir evde 7 adet; para sayma makinelerini; parayı sıfırlama konuşmalarını kimse unutmadı; bende unutmadım; kimin parasını sıfırlıyordu o anda; bu soruların cevapları ne zaman verilecek? O fezlekelerin 8 aydır bir o yana bir bu yana gezip ortaya bir şey çıkarılamamasının mantıklı bir açıklamasını kim yapabilir bana; onlarla; o 4 bakanla göbekten bir bağı olmasa şimdiye kadar deşer, sererdi ortaya; mert, temiz adamın yapacağı, yapması gereken budur; temiz bir adam değil ki üstlerini örtüyor; o şaibelere dolanmış bir adam; değil c. b. kainatın c. b. olsa, bu alnındaki o kara lekeyi silmeye yetmez; benim için onun defteri dürülmüştür; başka bir bilgi ve belgeye inanın ihtiyaç yok; her şey bu kadar aşikar ve ayyuktayken.
Hakan Fidan o sözü söyleyeli 7-8 ay oluyor; o konuşma dinlenmemiş; ortaya çıkmamış olsa uygulanmış olabilir; asker yok yere savaşa sokulmuş bile olabilirdi; 7-8 aydır savaşta olabilirdik yani; bunu söyleyen sen, ben değil ki; mitin başı; kim bilir kaç şehit verecektik şu ana kadar; ne için, kim için; vatan için, millet için değil; 1-2 tane o. ç. nun keyfi için; buradan çıkan şu ki devleti yönetmek Erdoğan?ın harcı değil. O kaydı alanın ben feto olduğuna falan inanmıyorum; o işin içinde cıa, fbı gibi büyük bir örgütlenme var; o konuşmayı ufaktan bir hatırlatmakta yarar görüyorum; aslında oradaki en can alıcı söz Ahmet Davutoğlu?nun sözü; ilk başa koyduğum; o söz Erdoğan?ı anlamak, anlatmak için yeter de artar bile; bu konuşma ışidin süleyman şah türbesini tehdidi sırasında yapılıyor;
Ahmet Davutoğlu: laf aramızda başbakanda telefonda ?bu türbe gerektiğinde bir imkan gibi değerlendirilmeli bu konjonktürde? dedi yani.
Hakan Fidan: şimdi bakın komutanım ben öbür tarafa 4 tane adam gönderirim, 8 tane boş alana füze de attırırım. Problem değil o. Gerekçe üretilir. Olay böyle bir iradenin ortaya konması. Biz savaş iradesi ortaya koyuyoruz, her zaman yaptığımız şeyi, akıl yürütme hatasına düşüyoruz.
Feridun Sinirlioğlu: Şimdi şunu söyleyeyim, 10 dönümlük arazi, öyle bir harekatı ISİD?e karşı yapıyor olmakla bütün dünya arkamızda olur.
Hakan Fidan: biz illa neden Süleyman Şahı bekliyoruz onu anlamadım
Ahmet Davutoğlu: Biz diplomatik olarak her şeyi yaptık (Burada ?biz savaş için Suriye?yi her türlü kışkırttık; bir sonuç alamadık? demek istiyor zannımca)
Feridun Sinirlioğlu: Gerekçe lazım
Hakan Fidan: Ben gerekçe üretirim ya gerekçe problem değil
Feridun Sinirlioğlu: Hayır gerekçe üretmek başka da ortada çok sağlam bir gerekçe var.
Hakan Fidan: Gerekirse Süleyman Şah?a bir saldırı düzenleriz, oraya da biz saldırtırız önceden canım.
Feridun Sinirlioğlu: Bunlar yapılır tabi gerekirse her şeyi yaptırırız da yani.
İlk cümlede söylendiği gibi fikrin sahibi ne Davutoğlu, ne de Hakan Fidan; direkt Erdoğan; Hakan Fidan verilen emri uyguluyorlar sadece; ne demiş Erdoğan; ?bu türbe bir imkan gibi değerlendirilmeli?; yani bir savaş bahanesi olarak kullanılmalı; Hakan Fidan, Davutoğlu?nun bu sözü üzerine aşka gelip fikirler üretiyor; yoksa fikrin sahibi Hakan Fidan değil; işte onun içindir ki örtülüyor üstü; orada o sözü söyleyen, asıl olarak, Hakan Fidan değil Erdoğan; bu bir savaş suçu sebebi.
O konuşma yayınlanır yayınlanmaz sus, sükut oldu her yer, herkes; niye üstüne gidilmedi; niye muhalefet üstüne gitmedi; diline dolamadı; bunlar akıllarda kalan sorular; sıfırlanma konuşuldu da bu konuşma unutuldu; nedense. Çünkü bu konuşmanın içeriği adamı ipe kadar götürür; söyleyeni de, söyleteni de.
***Satılığa çıkarılan devlet mahallesinin değeri 1 milyon dolar demiştim ya; 100 dönüm; Ali Ağaoğlu?ndan istenen, alınan haraç 20 dönüm, 200 bin dolar değerindeymiş; bu milletin bekaasını sürdürmek için 1 milyon dolara bile muhtaç kalmışken diğer taraftan aldıkları -sadece bir- haracın ederi 200 bin dolar; sadece beşte biri; demek ki türgev bu milletin bekaasının beşte biri oranında değerli; buna bu ne perhiz bu ne lahana turşusu denmez de ne denir; bu devleti yiyip bitirenin kim olduğu ortada o zaman. 
***Dün yollardaydım; yukarıda da bahsetmiştim; perşembe günü; seçime 3 gün var; çok sayıda taksi aştiden şehre bavullu yolcu taşıyorlardı; millet dönüş telaşında; yollara akıtıldı onca para; belki bir çoğu yine geri dönecek; düşününce bilinçli olarak mı yapıyorlar acaba diye düşündüm; devlet yani; çünkü yollara serilen o benzinden epeyce bir vergi alıyor devlet; iki kere kazıklanıyoruz yani.
O tatil yerleri bu 3 ay için ayakta duruyor; 9 ay boyunca bu 3 ayda kazanacağı para ile yaşıyor; insanları zorla yaz ortasında derleyip toparlayıp şehirlere tıkmanın alemi ne! Meyve, sebze, yiyecek sirkülasyonu aksıyor; değişiyor; taşıma bir yandan diğer yana geçiş yapıyor; bütün bu aksaklıkların ne gereği var? Yapın eylülde olsun bitsin; ama benzin vergileri girmez bütçeye; hesap çok ince anlaşılan.
Esnaf; özellikle gıda esnafı, manavlar ne alıp satacağını şaşırmış durumda; alsa elinde kalıyor; almasa yok satıyor; biz aradığımızı bulamıyoruz; veya beklemişini, pörsümüşünü buluyoruz; bir hengamedir gidiyor; tarihi geçmek üzere olan bozuk yumurtalar, küflenmiş, ekşimiş yoğurtlar, beklemekten tadı gitmiş meyve ve sebzeler kaderimiz oldu; ne için; yazlıklardakilerin oy vermeye gelemeyip beyefendinin daha kolay tahta çıkabilmesi için; yani beyefendinin keyfi için.
Almancılar da şimdi akın etti Türkiye?ye; yıllardır hiç görmediğim kadar çok Almancı arabası var yollarda; şu 2,3 gündür; gelişlerini seçime göre ayarlamışlar. Çocuk, genç, yaşlı, hasta; yaşlılaıktan yürümeye bile zorlanan insanlar şehirler arası yollarda; ülkede herkes yollarda; bir kısım kurtulmak; diğer kısımsa ?zavallıyı? kurtarmak için; yazık bu millete.
***Emin Çölaşan şöyle demiş bugün;
Sevgili okuyucularım, sizlere hitap ediyorum. Bu sözlerim özellikle Tayyip karşıtları içindir.
Maçta artık son dakikalar oynanıyor.
Şunu herkes çok iyi bilsin, ?Ekmel benim içime sinmedi, benim kafamda başka aday vardı. Ben oyumu Ekmel?e vermem? Ya sandığa gitmem, ya da gidersem boş oy kullanırım? demenin bir tek anlamı vardır:
Oyunu Tayyip?e vermiş olmak!
İçinize sinecekse, Tayyip?i Çankaya?ya zıplatmaya ortak olacaksanız bunu yapın!
Bence hiçbirimiz ülkemizin bugünkü koşullarında böyle bir lükse sahip değiliz.
Tercih sizindir, karar sizindir.
Son pişmanlık fayda vermez. 
Sonuna kadar haklı.
***Banu Avar şöyle demiş;
Elitlerin ?Seçip? halkın önüne koyduğu 3 aday var. 
Millet bir kez daha ?demokrasi oyununa? davet edildi. 
Sokaklarda oynanan ?3 kağıt? oyununda oyunu kuran kazanır.
Özellikle yurdun batı bölgelerinde ilginç bir söylem, ?sol? yurtseverler arasında yayılıyor.
?Ekmel de Tayyip de ?muhafazakar?. Biz solda olan Demirtaş?a ?vereceğiz?..
Türkiye kendine ?yurtsever? deyip PKK?ya Soros?a oy vererek ?demokratikleşen? bir kesime de tanık oluyor!
Bunun hakkında uzun uzadıya yazmıştım zaten.
Ancak şu kadarını söylemeliyim ki Selahattin Demirtaş?ın arkasında pkk ve karanlık güçler olduğunu bilmesem ben bile oy vermeyi düşünürüm; adam iyi siyasetçi; Erdoğan?a en iyi cevap veren, en can alıcı yerlerinden vuran o; iyi demagoji yapıyor; siyasetçi ve insan olarak her iki adaya da fark atar; artık diliyle sevgi bağı kurmaya da çalışıyor bizimle; keşke bu başından beri böyle olmuş olsa; aramıza şehitler girmemiş olsa da bizde basabilseydik onu bağrımıza; bir devrimci kimliğiyle; ama aramızda o şehitler var ve hep olacak; onları unutanın kanı kurur; ama bu Selahattin Demirtaş?ın yaptığını, yapmaya çalıştığını takdir etmeme engel değil. Ayrıca hdp?nin kadınları yırtıcı, sivri, sivri dilli; hdp imajını kavgacı olarak gösteriyorlar; Demirtaş gibi değiller; kadınlar arka planda kaldığında hdp?nin görüntüsü çok daha ılımlı. Bu c. b. seçimlerinde çok daha farklı bir S. Demirtaş var karşımızda; kucaklayıcı ve dost. Ve bu onların en iyi çıkışı; siyasi olarak hak aramak; öldürerek değil; demin dedim ya; keşke en başından beri öyle olmuş olsaydı; inanın o zaman Ekmelettin İhsanoğlu ile Selahattin Demirtaş arasında bir seçim yapmakta zorlanabilirdim; S. Demirtaş daha ağır çekerdi gibi geliyor bana; adam kendini sevdirmesini biliyor; ne olursa olsun.
Ancak her koşulda açılım fikrinin mühendisini, sahibini unutmamamız gerekiyor; Amerika.
Ve elbette ki şan ve şerefi ile yatan otuz bin şehidimizi; yüz binlerce gazimizi ve onların yakınlarını.
 

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *