Vıdı Vıdı
*Tüpte bebek! Her yanı sardı bir tüp bebek sevdası. Dünya nüfusu yeterince kalabalık değil mi sizce de? Eskiden kısır olan çocuk sahibi olamıyordu, nüfus dengeleniyordu. Doğa işe yaramayacak fetüsü atıyordu düşükle ve yine dengeleniyordu dünya nüfusu. Şimdi öyle değil ki! Kısır olan tüp bebek yaptırıyor, çoğunluğu ikiz. Üçüz, dördüzler ve daha fazlasıda var. Düşük ağırlıklı, yeterince sağlıklı olmayan bir sürü bebek. Çoklu bebek masrafını kaldıramayan dar gelirli aileler. Allah artırsın.
Vaktinden önce doğan düşük ağırlıklı doğan bebeklerde büyük bir şevkle büyütülmeye çalışılıyor. Dünya tıbbı 200 gramlarla rekorun peşinde. Kime, ne işe yarar 200 gramlık bebek! Etmeyin, eylemeyin. Büyüse ne olacak! Kime ne fayda gelir ondan. İnsan neslini küçültüyor, şekil bozukluğuna uğratıyorlar. Hiçbir zaman yeterince sağlıklı ve gelişkin bir insan olamayacak o bebek. O sağlıksız insandan doğan çocuk nasıl bir çocuk olacak?
Yolda giderken bir bakıyorsunuz annesinin ya da babasının elinden tutmuş giden çocuk, bebek değil, 6 aylık bebek boyutunda, boyu ve kilosu. Çok sık görüyorum üstelik. Yapmayın, yazıktır. Cılkını çıkarmayalım bu işinde.
Belli bir kilonun altında doğan bebeklerin yaşatılması, hiç değilse zoraki yaşatılması yasaklanmalı. Bu olumsuz gelişimler dikkatini çekmiyor mu devlet büyüklerimizin? Onların çok daha önemli işleri var. Koltuk kavgaları. Farkında değiller mi çocuklarına kavgasını edecekleri bir koltuk bırakmayacaklarının!
*Dün avarelik günümdü. Sabah çocuklarımı okula bıraktıktan sonra arkadaşımla yürüdük, ardından pilatesimizi yaptık, biraz daha vakit geçirip erken saatte çocukları okuldan almaya gittik, okulun bahçesinde biraz çene çaldık. Üstümüzde eşofmanlar, ayağımızda spor ayakkabılar, yürüyüşten geldiğimiz belli. Bendeki daralma ise ayan beyan ortada. Kışın kimse kimseyi tam olarak görememişti. Biz geldiğimizde bahçede bankta oturan öğretmen hanım yine bir öğretmen arkadaşıyla gidip, gidip gelmeye başladı. Önce anlamadım. Okulun etrafında tur atıyorlarmış. Yarım saate yakın yürüdüler. Beni görünce yürüyüş aşkları depreşmiş. Ne demişler, bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.
20 gün öncede arkadaşımın annesinin resim sergisine davet edildim, azıcık süslendim, gittim. Süslendim dediysem, kuaförde zaman öldürmedim. Zaten o kadar vaktim yoktu. Bütün gün oradan oraya koşuşturduktan sonra orada nefeslendim. Hepsi, hepsi biraz makyaj ve özenli üst baş. Neyse, arkadaşım bana bakıyor, tam merhaba diyeceğim, başını çeviriyor. 1, 2, 3, bozulmaya başladım. Sonunda merhaba dedim, arkadaşım şaşakaldı. Beni tanımamış. Yaklaşık son 8-10 aydır görüşmemiştik. Bir sürü iltifat aldım kendisinden. 5 dakika sonra annesi ile aynı diyaloglar yaşandı. İnanamadılar bendeki değişime. Ben de onların bende ne gördüklerine inanamadım aslına bakılırsa ya, neyse. Yüreğim yağ bağladı tabiî ki. Geçen gün yine görüştük arkadaşımla. Annesi arkamdan,’patates çuvalına benziyordu önceden’ demiş. O gün bu gündür her sabah 5’te kalkıp yürüyüşe gidiyormuş. Kilo vermeye başlamış. Çok sevindim onun adına. Birbirimize sevgide, doğrulukta, iyilikte güzel örnekler oluşturalım. Hepimiz birbirimizin birer yansımasıyız aslında. Mutluluk asla tek başına değil.
*Bana kalırsa insanları birbirlerinden ayıran en önemli özellik ne kadar paraları olduğu değil, sahip oldukları parayı hangi şekle dönüştürdükleri. Para silaha da dönüşebilir, çiçeğe de. Birkaç işe yaramaz eşyaya da dönüşebilir, bir çiçek bahçesine de. Tercih tamamen size kalmış. Bütün sır burada. İnsanın karakterini gösteren en önemli delil. Sadece kendine dönüştürüyorsa kişi sahip olduğu parayı, bilin ki o kişi bencil.
Aynı evin içinde biri sefada diğeri cefada ise bilin ki o insan işe yaramazın teki. Kural bu. Hiç değişmez. Dışarıda cafcaflı bir hayat sürdürüyor, saçıp savuruyor ama evinde sönük bir hayat sürülüyor ise uzak dolaşın, o insan adam olmaz. Eğer bir kişinin birilerini aldattığına, yalanlar söylediğine şahit olursanız bilin ki o kişi bir gün sizi de aldatacak, size de yalanlar söyleyecektir. Döner dolaşır, ucu size de bulaşır. Bu kuralda hiç şaşmaz.