Artçı Etkileri

Sezaryen. Hafif, acıtmayan bir kelime. Ufak bir dokunuş gibi. Ameliyat sözcüğü gibi irkiltmiyor insanı. Ondan olmalı ameliyat yerine sezaryen deyilişi. Bildiğin ameliyat hâlbuki. Basbayağı ameliyat. Bir fark gören var mı? Adı değiştiğinde işlevi de mi değişiyor? Normal doğumla ameliyatlı doğum arasında çok bir fark yokmuş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Yalan. ‘Dağlar kadar fark var’ diyebilmeyi isterdim, diyemiyorum, çünkü normal doğum yapmama fırsat tanınmadı. Ama gördüğüm, yaşadığım ve hissettiğim kadarıyla gerçekten dağlar kadar fark var.

Normal doğum yapan bir kadının ameliyatla doğum yapan kadın gibi ayağa kalkamamak gibi bir problemi yok öncelikle. Normal doğumla sezaryen aynı değerde ise neden normal doğum yapan kadın 1 gün içinde hastaneden çıkabiliyor da sezaryen olan kadın 5 gün hastanede tutuluyor? Bir kez sezaryen olduğunda bir daha normal doğum yapma şansının olamayacağı neden kadınlara sezaryen öncesinde açıklanmıyor? Ve en fazla 3 kez sezaryen olma şansına sahip olduğu? Yani en fazla 3 kez anne olabilme şansı olduğu.

Neden oldubittiye getiriliyor her seferinde? Gerekliyse, zorunluluksa, bir şekilde çıkmalı o bebek, amenna. Ama yok değilse cinayet. Cinayette ölüp kurtuluyor ölen acı çekmeden. Ameliyat öldürmüyor, süründürüyor. Yok yere ameliyat yapan doktorların hepsi tutuklanmalı bence. Adam bıçaklamak suç ta adam kesmek suç değil mi? Bu kadar ciddi bir suç ve bu suçun işlenmesine devlet göz yumuyor.

3 çocuğumda da yeni doğan sarılığı oldu,  3,5 kilo civarında doğmalarına rağmen, kırkları çıkana kadar, belki daha fazla. Bu kadar etkili olmasının nedeni sanırım yine sezaryenle doğmuş olmaları. Zaten bana göre herşeyin suçlusu sezaryen oldu artık. Işığa, güneşe daha yakın tuttum sarılıkları çabuk geçsin diye. İyi geldi güneş.

Sezaryenle doğanlar normal doğumla doğanlar gibi hayata tutunmasını bilmiyorlar. Doğum kanalında hayata gelmek için bir çaba sarfetmediler. Birilerinin itelemesiyle geldikleri için hayata devamlı itelenmeyi bekliyorlar. Sezaryenle doğmuş 3 çocuk büyüttüm, oradan biliyorum. Yemeği kendileri için yediklerini hala öğretemedim. Hala benim itelememle yemek yiyor, benim itelememle hareket ediyorlar.

16 yıldır taşıdığım yağlı, sarkmış, kocaman bir karın ve fazladan 15 kiloda sezaryenin diğer yan etkileri. Karın kasları güçlü olmadığı için vücudu yeterince destekleyemediğinden en ufak bir yorgunlukta nükseden müzmin bel ağrısı da cabası. Birde ömür boyu taşıyacağınız, hiçbir şekilde gizleyemeyeceğiniz, en göze batan karın altı bölgenizde bir ameliyat izine sahipsiniz artık. Deformasyonun ve sarkmış derilerin altından gözükemese de o hep orada. Normal doğum yapmış olsanız hiçbir şekilde bu deformasyona, sarkmalara ve ameliyat çizgisine sahip olmayacaksınız.

Narkozla ve ameliyat kesisiyle öldürülen kaslarımı son 1 yıldır pilatesle tekrardan canlandırmayı başardım. Yoksa yıllardır kolumu kaldırsam yoruluyor, bırakıyordum yapmam gereken her neyse. Pilatese başladıktan sonra vücudum biraz olsun güçlendi ama hiçbir zaman ameliyat olmamış bir kadın kadar güçlü olamayacağım ve biliyorum ki ömrümün sonuna kadar gücümü ve formumu koruyabilmek için pilatese mahkûmum.

İkinci ve üçüncü gebeliklerde karın kaslarınız yeterince güçlü olmadığı için bebeğin ağırlığıyla karnınız kolayca aşağı düşüyor. Daha erken doğum yapmak durumunda kalabiliyorsunuz. 3. gebeliğimde 7. aydan itibaren yatarak geçirmek zorunda kaldım bende. Zayıf karın kaslarım taşıyamadı kızımı, erken aşağı düştü. 

Sezaryen olmanın diğer bir boyutu sezaryen olan kadının, bebeğinin ve diğer çocuklarının bakımı. İlk sezaryende diğer çocuklar olmadığı için biraz daha rahat. Sadece anne ve yeni doğan bebek bakıma muhtaç. 2. ve 3 sezaryenlerde evde 5 gün boyunca annesiz kalan çocukların ayrıca bakımı da söz konusu. İlk sezaryende annem benimle birlikte hastanede kaldı. Aynı yatağı paylaşmak zorunda kaldık karşı beri. 1 hafta, bilemedin 10 gün dayanabildi kadın evdeki gümbürtüye annem, haklı olarak. Bebek ememiyor, ben ısrarla sütümü emmesini istiyorum. Emmezse sağlıklı olamayacağından korkum. Öyle sabitlenmiş aklım. Bebek feryat figan, aç. 10 günden sonra 15 gün izinli olan kocam 5 gün daha yanımda. Ben ordinaryüs profesör ya, kıdemli aşçı, kalkıp yemeği tarif ediyorum, O da yapıyor. Sadece yemeyi bilen cinsinden. 15. günden sonra bebek sana, sen Allah’a emanet.

Bir evin bir kızı değilim, annemin benden başka büyük 5 kızı daha var, hangi birimizi pohpohlasın. Kimsede zorunda değil zırt pırt sezaryen olan bir kadına her seferinde bakmaya. Hiç kolay değil sezaryen olmuş kadının ve bebeğinin bakımı. Doğum vakti yaklaşıyor, 2 yaşındaki oğluma 5 gün birinin bakması gerek, baktım oralı olan yok, bir kadın tuttum, ona bakması için. Nazım parama geçer sandım. Geçmedi. Bana nasıl düşkün. Bensiz uyumaya alışkın değil. Ne yapar bensiz 5 gün? Hastane içinde başka bir kadın buldum. İlk gece bebek ağlıyor, alamıyorum, almam mümkün değil, bebek uzakta, ertesi gün kalkılabiliyor ancak. Kadını uyandırmaya çalışıyorum, nafile. Ne çektim o yaralı, o acılı halimle. Ertesi gün hop atıyor kadın yeni doğmuş bebeğimi. Yüreğim hop ediyor o hoplattıkça. Yapma, diyebildim. Bebek seviyor aklınca. Bebek sevsin diye tutmuşum. Diğer günler ablalarım kaldı da biraz olsun rahat ettim.

Eve döndüğümde oğluma 5 gün boyunca bakan kadın aklınca bana çaktırmadan oğluma gözünü parlatıyor, çimdikliyor. Oğlum korkulu gözlerle bakıyor ona. Hemen parasını verdim ve gönderdim. Kim düşünür kendini, yalnız olduğunu, oğlumu hırpalamış besbelli. Dili dönebildiğinde, biraz büyüyünce anlattı, ben hastanedeyken onu karanlık bir odaya kapatıp yalnız bırakırmış. Onu unutturmam çok uzun zaman aldı. Hala kin besler. Eline geçirse bir kaşık suda boğar. Kocama müdürü ‘sen mi doğurdun.’ Demiş, iznini kullanamadı? Ben ve iki oğlum Allah’a emanet.

Üçüncü sezaryende 5 ve 7 yaşındaki oğullarım annemle birlikte kaldılar 5 gün boyunca. Ablalarımda benimle kaldı. 5. gün eve geldim, annem gitti, kış, ev buz kesiyor, kalkıp kapıyı kapasam, kalkamıyorum, donuyorum yatakta, oysa kapı elime 10 cm uzaklıkta, kapatamadım, nasıl bir üşüme, ameliyatın etkisi sanırım. Çocuklar alt katta, duyuramıyorum sesimi. Başka kimse yok. Kocamda yok. Artık, ne halin varsa gör, söylenmiyor ama öyle. Çocuklar alt katta, bebek ve ben üst katta, hepimiz yarı aç, sersefil. Ta ki ben ayağa kalkıp yemek yapabilene dek.      

Ben yolda gördüğüm her hamileye ‘sakın sezaryen olma, olmamak için elinden geleni yap’ diyorum. Sizde söyleyin olur mu?

Okurken siz neler hissettiniz bilemem ama ben son paragafları yazarken ağladım, hem de epeyce. Klavyenin yanı kullanılmış kağıt mendil doldu. Neden bu acıları yaşamak zorunda bırakıldım, neden bu acıları yaşadım diye. Beni ilk kez sezaryen olmaya zorunlu bırakan adam, doktor demiyorum, bütün bunlara sebep olduğu için bu yazdıklarımdan kendine bir paye çıkarır mıydı acaba?  

Yazımı bitirip kalktığımda şu an 9 yaşında olan kızım,’demin neden ağlıyordun?’ diye sordu. İçine dokunmuş. 16 yaşındaki oğlum ‘Bırak bu aptal işleri’ dedi, kıyamamış bana, ağlamama. Yazdığım için ağladığımı sandı ama ben yaşadığım için ağlamıştım. 14 yaşındaki oğlum diğer odada ders yaptığından haberi olmadı. Yavrularım benim. Bir zamanlar ben onlara kıyamazken şimdi onlar bana kıyamıyor. İyi ki doğurmuşum onları.

Yorum yapın