Press "Enter" to skip to content

günlük 5v eylül’24

1 haftalık Avrupa, benelüx turuna gittim, eylülün ilk haftası, 2024, ilk 3 günü Paris’te geçirdik, sonrasında Brugge, Brüksel, Rotterdam, Amsterdam, Köln, Metz, Colmar, Lüksemburg, Strazburg’u ve bir dolu köy ve kasabayı gezdik, girip çıkmadığımız kilise, katedral, köprü, kanal, park kalmadı herhalde, Pariste sen nehrinde, Amsterdamda ve Hollanda Geithorn hobbit köyünde tekne turu yaptık, hobbit köyüne gidilmesi gereksizdi ve çok uzaktı, Metz de öyle, Amsterdam tekne turu geceye denk geldi ve bir şey göremedik, boşa gitti, alsace bölgesindeki üzüm bağlarının manzarası güzeldi, bitap olduk rehberin peşinde oradan oraya, ve otobüste oturmaktan.
Paris’te outlet avm bile gezdik, daha ne olsun.
Avrupa Karadeniz iklimi ve doğal örtüsüne benziyor, her yer yeşil, doğal yeşillik, bizdeki gibi meydanlarda, caddelerde mevsimlik çiçek hiç yok, sök sök dik yapmıyorlar yani, bizimkisi israftan başka bir şey değil, vergilerimizi yollara saçıyorlar, Avrupa şehirlerinde topraklı meydan, alan yok zaten, varsa da doğal çim var, o da Allah vergisi.
Avrupa dümdüz bir yer, tepe bile yok diyebilirim, otobüsle 3 bin km yol aldık ama hiç tünele rastlamadık mesela, hatta yokuşa bile, hal böyle olunca ekili olmayan bir karış toprağı yok, şu anda en çok mısır ekili.
Yol boyu inanılmaz sayıda rüzgar enerjisi türbinleri var, binlerce, her yerde, ve tarlaların ortasında, demekki tarlalara bir zararı yok, her şehirde koca koca nehirler var ama baraj yapmak gelmemiş akıllarına da res’ler yapmışlar, Avrupalı aklı işte, onun için bizi kıskanıyorlar zaten.
Çoruh’taki barajları bir depremle patlatmak ve bütün Türkiye’yi silip süpürmek amacıyla yapıp yapmadıklarının bir garantisi var mı, yok.
Ülkelerin ayrımında giriş çıkış yok, sıfır, hepsi bir bütün gibi, şehirden şehire geçiş gibi, fay hattı yokmuş Avrupa’da, yani deprem yok, bu fay hattı ile petrol kuyuları eş anlamlı olmalı, onlarda yok bizde var ise alın size fay hattı, ve eşittir deprem.
Paris’te bütün gün polisler siren çalarak geziyorlar, bir garip, biz Fransızları sarışın sanıyoruz ya, meğerse yarısı zenciymiş, Afrika sömürgelerinden, alt işlerde çalışıyorlar, Paris misafirlerine çok pinti, hem çok pahalı hemde o paranın karşılığı yetersiz, oteller özellikle öyle, ufacık odalar, azıcık kahvaltı gibi, örnek Paris Kyriad otel, bavullarımızı açacak yer bulamadık odada, adım atacak yer yoktu odada, iki kırık kahvaltı verdiler, kruvasan ve dilim kaşar, kahvaltıda aç, sefil kaldık ilk 3 gün, sanki bedavaya kalıyoruz, hint fakiri miyiz, ayıp bir şey, madem kahvaltı vermeyeceksin niye oda-kahvaltı diyorsun, Amsterdam’da 2 gece kaldık, Amedia otel, oranın kahvaltısı ve oteli iyiydi, Metz’deki Ace otelin kahvaltısı da aynı şekilde azdı, son gece kaldığımız luxemburg ibis otel de iyiydi.
İstyatur bizi götüren turun adı, bütün turlar onda birleşip gidiliyormuş tura.
İstyatur, Brüksel’de uçaktan indirip 3-4 saat daha yol aldırarak akşam Paris’te konaklatmak nasıl bir akıldır onu anlayamadım, Brüksel’e indiriyorsun madem bir gece orada konaklat, aynı güne hem uçak hem otobüs yolculuğu sıkıştırmak niye?
O gün sabahın altısından akşamın altısına kadar yolculuk yaptırdığınız yetmezmiş gibi akşam eyfele götürmek neyin nesi istyatur, senden tur satın aldık diye canımızı alma hakkını da mı verdik sana?
İstyatur, sizden tur satın almış olmam size beni 4 sabah aç bırakma hakkı mı tanıyor?
İstyatur, bir güne 50 yeri sıkıştırarak, gerekli, gereksiz, ve bizi kürek mahkumu gibi bütün gün otobüse bağlamak müthiş bir tur anlayışı mı sizce, masada ve sahada olanlar birbirlerinden çok farklı, oradan ona yetiş, oradan ona yetiş, can taşıyor o insanlar, tuvalete gitmeleri, yemek yemeleri, uyumaları, dinlenmeleri de gerekiyor, bilmem farkında mısınız?
Paris’te Cedric grolet diye bir tatlıcı var, Louvre müzesine yakın, tabi ki çok ünlüymüş, önünde sıra var sürekli, 1 porsiyon tatlı 35 €, yani bin liradan fazla, ve öyle aman aman da değil, sıradan bir meyveli tatlı, yarısı zaten taze meyve, cafe de flore her yerde olan sıradan bir cafe, Türkiye’de ondan binlercesi var, her şeyi şişiriyorlar işte, silme enayi avı, bir tane tepesi var oraya da kilise kondurmuşlar, montmarte, ressamlar tepesi, birde çok yüksekmiş gibi feniküler koymuşlar, o da bozulmuş olmalı ki tek tarafı çalışıyor, yani artık feniküler bile değil, bizim Konya’daki alaattin tepesinden bir farkı yok, kilisenin en üst katından manzaraya bakılıyormuş, tırt, eyfel zaten malum, çıkış 22 €, bütün gördüğün göreceğin Paris manzarası, 40 senelik Ankaralıyım ama bir kere bile Atakule’ye çıkmadım, merak ta etmedim Ankara manzarasını, bilmem anlatabildim mi?
Bütün Avrupada genel tuvaletler 1 €, sırf tuvaletlerden bile ciddi kâr ediyorlardır turistlerden, nereye gitsek hep Türkler çıktı karşımıza zaten, haftada 10 tur gidiyormuş sadece benelüx turuna, en az 40 kişiden hesaplayın, diğer turlarda katlanıyordur o sayının üstüne, aynı günde binlerce kişi demek bu, birde gezilen yerler hep aynı yerler zaten, karşılaşmak çok olağan, onun dışında binaları oldukça eski ve düzgün, 200-300 yıllık, yine Paris’te lüxemburg bahçesi denen bir yer var, bizim gençlik parkı ayarında olsa olsa, bir özelliği yok, Pariste kruvasan çok yaygın, başkaca bir özelliği yok, ben göremedim, Avrupada yeme içmeyi bilmiyorlar, bizim yemeklerimiz onlara bin basar, orada sabah akşam kaşarlı ekmek yedik, Köln’de bir döner yedik, berbattı, mayonez ve ketçaplı döner, eti de kötüydü, adı döner kebap heumarkt köln, oradaki bütün Türk lokantaları öylemiş, kötü yemekli, yabancı et lokantalarında da biz yemedik, helal et değildir diye, anca sebzeli pizza ve makarna yedik.
Bütün Avrupa’da var ancak özellikle Amsterdam’da bisiklet kullanımı çok yaygın, koca koca yollar ayırmışlar bisikletlilere, ortalıkta başıboş köpek, kedi olmayınca özgürce biniyorlar bisikletlerine, sadece sahipli köpekler var ve hepsi tasmalı, hep ufak cins köpekler, arada hırlıyorlar birbirlerine, yaşanan bütün heyecan o kadar, aynı şekilde sokaklarda koşan insan sayısı da çok fazla, bizde hiç olmayan şeyler bunlar, ortam insanlar için şekillendirilmiş, öyle olmasa onca tur gider mi Avrupa’ya, gitmez, ben bile gitmem, önce can güvenliği, bizdeki turist sayısında azalmanın baş nedeni de bu olmalı, burada kimsenin can güvenliği yok ki turistin olsun, itin köpeğin yüzünden, görüntüsü yeter.
Avrupada kilolu insan yok, onca kruvasana, wafflea, tatlıya, sağlıksız beslenmeye rağmen, bu işin orasını çözemedim, az yiyorlar herhalde, ve herkes dışarda, sokaklarda yaşıyorlar diyebilirim neredeyse, evleri küçük olduğundan dışarda sosyalleşiyorlarmış, kafeler dolup taşıyor, bizde sokağa çıkmaya korkuyoruz başıboş köpeklerden, köpekleri betonlarda yatırıp önüne mama koymayı matah bir şey sananlar yüzünden, sersefil yaşamalarından haz alıyorlar belliki, acımaları da yok, kendilerini tatmin ediyorlar sadece, köpeksever olduklarını sanıyorlar böyle yaparak, ama köpek ve insan düşmanılar aslında.
Yine Amsterdamda marihuana kullanımı yasalmış, her yerde kokusunu alıyorsunuz, pis bir koku, ayrıca kafası iyi, kendinden geçmiş insanlar da var sokaklarda, uçaklarda da buna dikkat ediyorlar, marihuana içmiş birini almamaya yani.
Her yerde güneşi kapatan uçaklar vardı, bütün Avrupada, yada diğer adıyla zehir uçakları, adı artık hangisiyse o, chemtrails de diyorlar adına, özellikle Alsace bölgesinde çok yoğundu, üzüm bağlarının üstünde, tam üzümün hasat zamanı birde.
İnsanlar cinsiyetlerinden oldukça memnun görünüyorlardı, kadınlar ve erkekler, birlikteyken ve ayrı ayrı, çift cinsiyetliye rastlamadım, hatta o kadar ki kadınlar içlerine üst iç giyimi giymeyi bırakmışlar.
Hiç kuyumcu yoktu, sıfır, bir tane dahi görmedim, mücevherci de çok çok az, bunlar da bizim aptallıklarımız, sade, sıradan bir hayatı kabullenmiş gibi oradaki insanlar, hep uzaktaki peynire koşan fare gibi değiller, yani bizim gibi, bisiklete biniyorlar, arabaları lüks arabalar değil, küçücük evlerde yaşıyorlar, altını, mücevheri dert etmiyorlar kendilerine, ve hep daha fazlası, daha fazlası diye kendilerini yıpratmıyorlar, yaşayacağımız şunun şurasında 50+ yıl, sal gitsin modundalar adeta, uzaktan bakıldığında göründüğünden çok daha farklılar Avrupalılar, günü yaşıyorlar cafelerde dostlarıyla.
Fas turu, 1 haftalık Fas turundan pek memnun kalınmamış duyduğuma göre, zamanın çoğu yolda, yani otobüste geçmiş, görülecek pek bir şey de yokmuş, maymunlar ve çöl öyle çok görülesi şeyler değil zaten.
Sözün özü, tur şirketleri işi götürü almış gibi davranıyorlar insanlara, senin ihtiyaçların, tuvalet, yeme içme, uyuma, dinlenme hakların gözardı edilip sadece gezmeye odaklanılıyor ve bu da yorucu oluyor, daha çok kar etmek içinse en kötü koşullarda yaşatılıyorsun, uçak, otobüs, yemek, otel vs., en güzeli kendi imkanlarınla seyahat etmek.