***Limon tuzu, Sitrik Asit bileşiğinin renksiz ve kristal halidir. Adında “tuz” geçse de aslında bir asittir. Gıdalara ekşi tat verir ve bozulmalarını önler.
Mutfakta Kullanımı
- Turşu yapımı: Turşuların bozulmadan uzun süre dayanmasını sağlar.
- Reçel ve soslar: Şekerlenmeyi önler ve asit dengesini korur.
- Koruyucu: Gıdaların raf ömrünü uzatır.
Temizlikte Kullanımı
- Kireç sökücü: Çaydanlık ve su ısıtıcılarındaki kireci eritir.
- Makine temizliği: Bulaşık ve çamaşır makinelerini kireçten arındırır.
Dikkat Edilmesi Gerekenler
Yoğun asit içerdiği için doğrudan yenmez. Mideye ve diş minesine zarar verebilir.
Gastrit veya reflü hastaları dikkatli tüketmelidir.
***Üsttekiler limon tuzu diye yazdığınızda Google’da çıkanlar, bugün bir dolma tarifinde rastladım limon tuzuna, oradan aklıma geldi, sakın ola, limon tuzu bir gıda değil bir asit, asla bedeninize sokmayın onu.
Dolmada ekşi tat isteniyorsa bunun için sumak var, o yoksa limon var, limon tuzu da neyin nesi, üstelik bu yemeği yapan kişi bir lokanta zinciri sahibi, sahan lokantaları, Istanbul’da birkaç tane varmış, Tahir Tekin Öztan, nerede ne yediğimiz belli bile değil.
Birde soğanı yağda soğanın rengi koyulaşıncaya kadar pişirdi, yemeği zehire dönüştürmek için birebir o soğanı yakmak, ben domatesle, domates yoksa suyla pişiririm soğanı, asla yağla değil, yağla sadece ısıtırım, gerekliyse, o kadar.
Ve ben salça, karabiber, pul biber vd baharatları da pek kullanmam, lazımsa taze biberler kullanırım, kaynağını bilmediğim şeyleri kullanmam.
Kasıtlı mi yapıyor acaba, hem limon tuzu, hem yanık soğan, hem bir avuç karabiber, bir dolu salça, ve hepsi ayni yemekte, kuru patlıcan dolması tarifi, youtube’da var, yemek değil zehir bombası.
Oysa nasıl hayranlıkla izlemiştim ilk birkaç tarifini, hatta o gazla onun yemek kitabını bile aldım, yine hayallerim suya düştü.
Yoksa o da mı onlardan, anlarsınız ya, onun bir açığını görmedim yalnız bulgur pilavı tarifinde yanındaki beslenme uzmanı kadın bol bol üçgen çaktı.
Ne olacak bu benim obsesif halim, buluttan nem kapar oldum. Ama pek haksız değilim galiba kuruntulanmakta.
***Saç ektirmenin çok acılı, ağrılı, sancılı bir işlem olduğunu, bunu bilmeden yaptıranların ise bin pişman olduklarını bilmenizi isterim, birinci ağızdan dinlemiştim çünkü.
***Bugün, 6 ağustos perşembe günü, show haberde 19.52’de sunucu 11 derken ellerini üçgen yaptı, Danimarka prensesinin haberinde, inanmayan açar bakar, gününü, saatini yazdım. Aslında bütün kanalların haberlerinin en başına ve en sonuna baksanız mutlaka görürsünüz, ben her gün görüyorum.
***Saba Tümer’de çıkan Doğa Rutkay’ın elleri de çok büyük, yine Saba Tümer’de çıkan Hatice Aslan’ın sol bileğinde kırmızı ip var, Sab Tümer’in de sol bileğinde kırmızı ip var.
Bunların hepsi şeytanın vücut bulmuş hali.
***Yalı çapkinından sonra çirkinde izlediğimiz Gözde Kansu’nun kilo verdiğini fark etmiştik zaten, Doğa Rutkay da vermiş kilo, onu izlemediğim için öncesini sonrasını bilmiyorum, Saba Tümer’de izledim ikisini de, kilo vermekle ilgili ortak dilleri şöyle, evde, pilates, streç, pt, bu şifrenin açılımı şöyle, evlerinde reformer pilates aleti var, pilates hocası evlerine gelip çalıştırıyor.
Yoksa o sıkılaşma başka türlü zor, işin kolayı reformer pilates, yormuyor, ezmiyor ama toparlıyor, ben de gidiyorum 2 aydır, daha yeni yani, daha bir sonuç yok, hundred zor geliyor bir tek, onu da yapmıyorum zaten, birde elinle sopa, halka kaldırarak yana, arkaya eğilme, bunlardan muaf olunca o iş kolay.
Eskiden her eve lazım olan dikiş makinesiydi, şimdi reformer pilates aleti.
Yine Saba Tümer’de çıkan Işın Karaca 130 kilodan 57 kiloya düştüğünü, günde 1 öğün yediğini anlatıyor, mide ameliyatı olduğunu unutmuş gibi görünüyor, ama biz unutmadık, günde 1 öğünle bir insan ne kadar vitamin, mineral alabilir, ayrıca tek seferde kalbe bu denli yüklenmek akıllıca bir iş mi?
Her söylediklerinin altında bir şey arıyormuşum gibi görünüyor olabilir ancak her söylediklerinin altında bir iş var zaten.
***Dún Odyssey adlı filme gittim, bence mükemmeldi, gösterime çıkalı 25 gün olmuş, salon hala tıklım tıklım doluydu, çoktandır iyi film yoktu zaten, ondan da biraz bu doluluk ve ilgi, ama eğer kötü yorum almış olsa seyirci sayısı düşerdi, düşmemiş, bu film şimdiye dek izlediklerimin en iyisiydi, tüm zamanların en iyisi, bana göre öyleydi, ben izlerken yoruldum, onlar çekerken bayağı bir yorulmuş olmalılar.
Filmdeki Robert Pattinson ile aktar Ayhan Ercan arasında büyük bir benzerlik var gibi geldi bana, aynı klondan üretilmiş olabilirler, neden olmasın, bizim Sivas’lı Cindy gibi, yani Cindy Crawford ve Tülin Şahin gibi.
Doğu Karadeniz,
Trabzon, Rize, Artvin turuna gittim, tur şirketiyle değil ama, 7 tanıdık kişi beraber gittik, üçü genç dördü benim yaşlarda, ben her deliğe girmemeyi tercih ettim bu gezide, birçoğuna gittim ama girmedim, trabzondan başlayalım bakalım, onlar sümela manastırına gittiler, ben gitmedim, çok eskiden gitmiştim, şehre uzakmış, 1 saat falan, Ayasofya müzesi, denize yakın, yol kenarı, girişi alttan değil üst kısımdan, yine ben girmedim, Atatürk’ün evi, yine denize nazır ama biraz uzak, tepede, ben girmedim, eskiden girmişimdir mutlaka, merkezde, meydan yakınlarında bir kavurmacıda yemek yedik, ünlüymüş, çıktığımızda fındık satan dükkana rastladık, biraz taze fındık aldık, yeni mahsül, Akçaabat’ta köfte yedik, söğütlüde Nejla hanımın yerinde Laz böreği yedik, forum avm’ye gittik, çok büyük bir avm, Ankara’da bile yok o büyüklükte bir avm, birde cevahir avm varmış, ona gitmedik, avm’ler ve her yer arap dolu, fifti fifti, 900 daireli bir sitenin 300 daire sahibi arapmış, buradan anlayın siz sayıca yoğunluğu, gelelim Rize’ye, fırtına deresinde rafting yoğunluğu var ama rafting yapana rastlamadık, suyun azalmış olmasından olabilir, oradan devam edince zilkaleye vardık, eski dönemlerden kalma bir kale, yine yakınında bir şelale varmış, 5 km, yolu dar ve yokuş göründü gözümüze, girmedik, Ayder yaylasına gittik, yine arap çoktu, ve çok kalabalıktı, bir düzlükten ibaret, ilgi çekici bir özelliği yok ayderin, çamĺıhemşinde organik köyde kaldık, bungalov otel, rakım 650, yolu korkutucu, hep bungalov var etrafta, Çayeli’inde lale lokantasında yemek yedik, biraz yağlıydı ama midemi rahatsız etmedi, Hüsrev lokantasında daha iyi bir seçilmiş, öyle dediler, birde Sürmene’de izzet ikram lokantasında varmış, haşlama üzerine, o da iyiymiş, Hopa’da ustabaş lokantasında yedik, onu midem hafiften sevmedi, Hopa Borçka arasındaki cankurtaran geçidine tünel yapılmış, çok konforlu olmuş, bir Artvinli olarak çok rahatlattı beni bu değişim, stres katsayım azaldı, Borçka’da Karagöl’e gittik, yeşillikler içi de ufak bir göl, manzarası güzel, son 5 km yol dar, Macahel, yani Camili köyüne gittik, yol 1 saatten fazla, yolu kötü değil, yolda 2 bin rakıma çıkıp köyde bin rakıma düşüyorsunuz, 2 bin rakımda siste ilerliyorsunuz, yer yer büyük kar kütleleri var, ağustos, köy bildiğin kòy, hiçbir özelliği yok, köy işte, yarım saat uzaklıkta maral şelalesi varmış, ben gitmedim, diğerleri gitti, bir daha gider miyim macahel’e, asla, Artvin’de Atatürk heykeli var, yolu pek beter, bir daha çıkmak zorunda kalmam inşallah, merkezde cağ döner yedik, Ardanuç’ta kanyonun en üst kısmına kadar tırmandım,, kanyon görülmeye değerdi, oradan köyüme gittik, 1,5 saat sürdü köy yolu, döne döne, Macahel yolu kadar düzgün de değildi tabi, canım köyüm, karadenizdeki gibi bungalovlar yok, sadece köy evleri var, on yıl, yirmi yıl, kırk yıl önce gördüğümle aynı, hiç değişmemiş, Karadenize herkes gider, araplar bile, ama buralara sadece oralı olanlar gelir, bu kadar, yorucu muydu, yorucuydu, bir daha gider miyim, sanmıyorum, uçurumlar, bayırlar, virajlar benim için çok korkutucu, korkmayanlar rahatlıkla gidebilir.
Bir not düşmem gerekiyor burada, 5km diye yazdığım her yer aslında 6 km, bütün uzaklık tabelaları satanist sayılardan oluşuyor, onları tekrarlamamak için değiştirdim sayıları.
Bir not daha, bu not kendime ama, öyle olur olmaz herkese yaşımı söylemeyeceğim bir daha, kaldığımız otelin sahibesi, 70-80 yaşlarında, benimle çok yakından ilgilendi, ama yaşımın 60 olduğunu öğrenince bütün ilgisi alakası kesildi bana karşı, ilgi görmek, beğenildiğini hissetmek güzel bir şey tabi, yaşımı söylemesem o büyü bozulmayacaktı, biraz daha eğlenecektim, ama büyü bozuldu, anlasam, anlamadım ki, serde yok tilkilik, iki oğlu varmış bu arada, en az biri dul olmalı, ana yüreği işte, bilmez miyim, benim de erişkin iki oğlum var.
***Hep orayı burayı yazıyorum, insan yaşadığı yeri de yazmaz mı, yazayım.
Ankara,
Ankara’nın öyle yazılacak pek bir şeyi yok, sıradan avm’leri ve bir o kadar da sıradan lokantaları var, avm’lerinin yazılacak bir şeyleri yok, lokantalarını yazayım bari, iyi dediklerim midemi bozmayanlardır, kötü dediklerim ise midemi bozanlar, ayrımı buna göre yapın.
Rumeli işkembecisi, Kızılay, iyi, tarihi mutfak lokantası, Kızılay, kötü, Göksu lokantası, Kızılay, küçükesat, lezzetsiz, çiftlik merkez lokantası, çiftlik, kötü, merkez lokantası, demetevler, Anadolu bulvarı, vega center, iyi, Uludağ kebap, çayyolu, iskenderi iyi, tandırı kötü, lezzet olarak, sele, point, beytepe, orta, ne iyi ne kötü, Köroğlu işkembecisi, çayyolu, hoşdere, kötü, recep usta, çayyolu, hoşdere, tabiki iyi, düveroğlu, bilkent, ümitköy, iyi, Beykoz restoran, ümitköy, iyi, orta arası, ekşi maya, maidan, eskişehir yolu, iyi, ayrıca pazar kahvaltısı da iyi, volkan piknik, alacaatlı, iyi, shoku sandviç, onyx çayyolu, iyi, sofa burger, onyx çayyolu, kötü.
Böyle hepsini birden yazınca çok göründü gözüme, ama bu bilgiyi yıllara yayın lütfen, o kadar da obur değilim, biraz oburum, azıcık.
***Eskiden, el örgüsü işi çok yaygındı, mecburen, böyle gelişmemişti mağazacılık, yine o günlerde yumaktan çok çileyle satılırdı el örgü ipleri, eve çile gelmesi 2 kişinin karşılıklı oturup o çileleri sarması demekti, ki çileli iş, şimdilerde kimseye gel çile saralım desen hiç oralı olmaz, olsa bile olmak istemez, ama o çile sarılmalı bir şekilde, şimdi tek başına çile nasıl sarılır onu anlatacağım, neyin ne zaman lazım olacağı belli olmaz, bilgi bilgidir, yabana atmamak lazım, hem ben 2 sene sonra yine çile saracak olsam nasıl yaptığımı hatırlayamayabilirim, bu benim günlüğüm zaten, sizin değil, okuyup okumamak size kalmış sadece.
Çilenin iplerini kesip açtınız, çilenin genişliğinde bir tencereye geçirin çileyi, oturduğunuz koltuğun önüne, yere koyun, tencerenin sapları üstte olacak, ve iki ayağınızın yanında, boşta kalan ip ucunun üstten yürüdüğünden emin olun, alttan yürüyorsa çileyi ters çevirip üste alın, bir elinizle tencerenin etrafından yuvarlak dolanarak çözün ipi, ve sarın.










