İstanbul,
Ucu bucağı görünmeyen şehir, geçen hafta 3 gün şehrin orta yerinde 28. katta kaldım, her bir taraftan şehrin ucunu, bucağını göremedim, devasa bir şehir, etkileyici, ama trafiği berbat, transit bir yol üstündeydi kaldığım otel, cumartesi gecesi 12’de bile durmadı trafik, aynen devam etti, sadece pazar sabahı azaldı, üçer, dörder şeritli 4 yol yanyana çoğu yerde, ikisi gidiş ikisi geliş olmak üzere, navigasyon devamlı çatalın sağından git, solundan git komutları veriyor, her adım başı catal var, bunlar Ankara’da hiç olmayan, alışkın olmadığımız şeyler, zaten navigasyon olmasa İstanbullular bile kolay kolay yollarını bulamazlar bence, ben hiç bulamazdım, yanımda çocuklarım olmasa.
Buna, bu trafiğe rağmen Istanbul’un insanları evlerinde durmuyorlar, herkes her an bir yerlere gidiyor, hiç boş alan yok, parklar, mesire alanları, deniz kenarları insan kaynıyor, Ankara insanları öyle değil, iklimle ilintili bu biraz galiba, biz soğukla baş edebilmek için evlerde kalmaya alışmışız, sadece soğuk ta değil mesela olan, yazın da aşırı yakıcı sıcaktan kaçmak için evlere kapanıyoruz maalesef, birde Ankara’da öyle İstanbul’daki gibi geniş geniş alanlar da yok insanların vakit geçirebileceği, sadece floryadaki belediye bahçesinin alanı 120 dönüm, Çankaya’ya son 5 yılda eklenen parklar 500 dönümmüş, farkı siz takdir edin artık.
Atatürk Arboretumu, İstanbul merkeze 40 dakika mesafede, belgrad ormanı içinde ağaçlık bir alan, öyle çok çok matah bir özelliği yok bence, oraya gidilmeye değecek kadar, giriş kişi başı hafta içi 60, hafta sonu 120 lira, değer mi o parayı vermeye, o yolu çekmeye, asla değmez, araç parkı dışarıda, yürüyerek giriliyor, bir boşluk alana bir iki ağaç kütüğü koymuşlar, ona da fosil demişler, onun dışında 3-5 yöne giden taşlık yürüme yolu var, ağaçlar ise bilindik ağaçlar, devletin millete kazığı orası, isteyen gitsin tabi, bunları bilsem gider miydim, asla.
Belgrad ormanında da piknik yapıyor insanlar, başkaca bir özelliği yok, bayağı bir doluydu piknik alanı.
Pierre Loti tepesi, manzarası güzel, o yükseklikteki her yerden güzeldir mutlaka İstanbul, kafe’si çok dolu, yer yok, yolu çok kötü, gidilmesi çok elzem bir yer değil.
Küçük çekmece gölü, ibb sosyal tesis alanı, kelimenin tam manasıyla herkes çalıyor herkes oynuyor denebilecek bir yer, kalabalık, müzik sesi, çoluk çocuk, durulur gibi değil, bi dolu düğün vardı sanırım park içerisinde, parkın dışında, yol kenarında mangal yakıyorlar insanlar, pek hoş gelmedi gözüme, biraz avamdı orası açıkçası.
Beykoz, ibb sosyal tesis alanı, park yeri dolduğunda bariyer kısa süreli kapanıyor, kalabalık, deniz kenarı, balık tutanlar var, kafe, lokanta var, lokanta 17 masa, yetersiz.
Florya, yol boyu çok lüks lokantalar var, ve kapılarında metrelerce kuyruk var, araba kuyruğu, belki 50-100 tane, florya yolu çok dolu akşam saati, ibb sosyal tesisi de o kısımda, yanında park yeri var, ispark, oldukça büyük bir yeşil alan, sahil boyu yolu var, 3-5 düğün salonu var, kafeler, lokanta var, lokanta büyük, yeterli, ama talep çok olunca yetersiz kalıyor.
Emirgan korusu, güzel bir bahçe, ağaçlık alan, ibb kafeleri var, gidilebilir.
Topkapı sarayı, etrafta otopark yok, en kolayı taksi, otobüsle gitmek, içerde en az 1 saat yürünüyor, 4 avlusu var, daha çok dış mekan geziliyor, giriş müze kartla, içeride sadece harem kısmı 400 lira, harem kısmında görülecek bir şey yok, cariyeler, gözdeler, valide sultan da yok, boş taş duvar, birde alaturka tuvaletler, görmek isterseniz tabi, girilmese de olur, hatta girilmese daha iyi olur, onun dışındaki yerler zaten sadece müze kartla gezilebiliyor, boşa verilen para harem kısmı, harem demek ne demek, padişaha özel genelev demek, hanım yapınca kaza, halayık yapınca ceza, haremler ayıbın aşikar hali, padişahların tiplerini de görseniz, duvarlarda resimleri vardı, hiç padişah demezsiniz, o kadarını söyleyeyim.
Dolmabahçe sarayı, yanında ispark var, içerde en az 1 saat yürünüyor, daha çok iç mekan, müze kart ve ayrıca 200 lira, bir saray ihtişamı görülüyor dolmabahçede, salonlar, odalar ihtişamlı, topkapı sarayı sade kalıyor yanında.
Ortaköy, the marmaranın ilerisinde ispark var, ortaköy demek kumpir demek olmuş, deniz kenarında ibb kumpircisi var.
Zenginlerin müzeleri var, sabancı müzesi, sadberk hanım müzesi vs, sabancı müzesi emirgan korusuna yakındı, 450 tl, tabi ki girmedim, zenginler yeni kazanç kapısı bulmuşlar kendilerine anlaşılan.
AVM’ler, Mall of İstanbul, devasa bir avm, çok büyük gerçekten, ama sonuç olarak bir avm olmaktan ileri gitmiyor, Ataköy galleria, boşalmış, outlet olmuş, capacity avm, sıradan bir avm, 3 günde 3 avm gezmişim, yeterli, bütün bu anlattıklarımın hepsini 3 güne sığdırdım, her gün 20 bin adımla.
Yeme içme, yeme içme konusunda ibb sosyal tesis lokantaları, kent lokantaları değil sosyal tesis lokantaları, bir numara, hem ucuz hem lezzetli, ama sıra oluyor genellikle, cafe’leri de fena değil, ortaköyde ibb kumpircisi var, sirkecide sultanahmet köftecisi, alman çeşmesinin yakınında, 200-300 m mesafede, yine sirkecide hafız Mustafa adlı tatlıcı ünlü.
Yine gidersem ekleme yaparım, ki giderim, İstanbul’da yaşamak ister miyim, bir yerden bir yere gitmek çok zor, o yüzden istemem, beni aman gel diye buyur eden de yok zaten, ama güzel şehir, insanı büyülüyor, iklimi de güzel, çok eskiden gitmiştim, neredeyse 40 yıl önce, sorasında yine gittim ara ara, akın akın dolup boşalıyordu feribotlar, şimdi o yoğun kalabalık yok, pandemi esintisi galiba, bol bol yabancı, ve özellikle araplar var.
Ankara’yı yazmaya kalksam bu sayfa kadar yazamam herhalde, halbuki 40 yıllık Ankaralıyım, ne o güzel parklarımız var, ne de doğarız, nesini yazayım Ankara’nın.